Zadig Çöreği

Standard

Zadig Çöreği

En sevdiğim bayramdır paskalyadır… Yok hayır dinle, imanla alakası yok. Olay tamamen ayısal. Çünkü paskalya arifesinde Kurtuluş/Bakırköy/Yeşilköy sokaklarında dolaşırsanız önce şahane bir soğan/dolma kokusu, sonra tarçın/topik kokusu, en son da mis gibi mahlepli sakızlı çörek kokusu alır burnunuz. Elbette ki bunların hazırları muhtelif mezeci, market ve pastanelerde mevcut ama evde yapmak gibisi var mı be? Yapmak ayrı güzel, dağıtıp paylaşmanın keyfini sürmek apayrı güzel. İşte belki de bu yüzden, hatta evet, tam da bu yüzden, gurbetin içine tüküreyim. Abi elin alamanına, isviçrelisine ne anlatıcan mahlepi, sakızı? Mazallah midesine dokunur. Şükür karşı alaman komşumuz eski turizmci, bol bol gidip gelmiş bizim memlekete de az buçuk tanıyor bizim lezzetleri. Dün, taze sokak simidini yolladığımda mesaj yazana kadar zaten fırına atıp çıtır çıtır lüpletmiş. Yarın çöreği götürünce parlayan gözlerini görmek dünyalara bedel wallaa…
Eskiden, zenginler yumurta boyar, fakirler boya alamadıkları için -çünkü Viktorya kumaş boyaları çok pahalıydı(!) ya- soğan kabuğuyla yumurtaları renklendirirler sanırım. Çocuk işte, nereden ne çıkarım yapmışım, nasıl çalışıyorsa artık kafa…
Süzan Yayam da soğan kabuğuyla boyardı. Pazar, kiliseden sonra evine gittiğimizde tokuştururduk o yumurtaları.
Roza Yaya’m ise her sene özenle çıkarttığı Viktorya kumaş boyaları ile boyardı yumurtaları. Bakır kazanda en az 3 renk. Büyük yumurta kartonlarına boyanan yumurtalar, zeytinyağlı bir kurçla parlatıldıktan sonra dizilir, sonra da salondaki cam şekerliklere renk renk konurdu.
Şimdi, kilerdeki zadig kartonunu açıp yumurta boyalarını aramaya üşendiğimden, topik ve dolma için aldığım 50 kg kadar (abartıyordu) soğanın kabuklarıyla yumurta boyadım. Arada çatlayanlar olsa da gayet şahane oldu.

Ah nerde o eski Zadig’ler diyeceğim ama dilim varmıyor. Eskiden yumurtalar yumurta tadında, çörekler edebiyle sakız ve mahlepli, tavukların hepsi gezen, çikolataların hepsi sütlü idi. Hayır, tabii ki demek istediğim bu değildi. Eskiden, hani çocuklarının elinden tutup da kiliseye, sonra aile büyüklerine, gnkamayrgile vs Zadig tebrik ziyaretine götüren aileler çoğunluktayken; “ay çocuğumun piskolocisi bozulur” korkusuyla(!) veletlerini tepesine çıkaran aileler henüz türememişken; “çocuğuyla kaliteli vakit geçiren baba” imajı, Pazar sabahı park yeri, oturacak yer bulunamayan kapalı kahvalı mekanlarına götüren adam olmaktan çok uzakken… Yani develer tellal iken, pireler berber iken…
Bizim için Zadig, ailece kiliseye gitmekti. Allah biliyor ya(!) imandan öte toplumsal, cemaatsel, ermenisel bir eylemdi bu, 4 benzemezden ibaret ailemizin kimi fertleri için. Sonra gnkamayrlar, aile büyükleri, en son da Süzan Yaya ziyaret edilir, orada yemek yenirdi. Gnkamayr ve Zarmine Horakgiller Kurtuluş’ta, yayam ve biz Bakırköy’de otururduk. Kilise olarak benim aklımda ekseriya Kumkapı Meryem Ana Kilisesi kalmış. Çünkü Patrik Hazretleri orada olurdu. Hani başta dedim ya, her şeyin başka olduğu o dönem din adamları da bambaşka idi. Mesela, kilise ayini ertesi, Patrik Şnorhk Kalustyan, ayine katılan din adamlarını ve (Kokhtan) koro üyelerini Patrikhane’de kabul ederdi. O zamanlar Patrik denilen kişi ağır din adamı. Vanagan (manastır insanı) dediklerimizden. Politika bilmeyen, dümdüz, şahane ötesi bir insan. Yine o zamanlar, Patrikhane öyle herkesin elini kolunu sallayarak girebileceği bir mekan da değil tabii ki, din adamları anca.
Neyse, çok uzattım. Zadig ayini ertesi, kilise ve koro tayfası Patrikhane’ye girerken, araya kaynak olup içeri sıvışabilenler en ballı kaymaklılardandı. Bir seferinde, hiç unutmuyorum, öyle çocuk mocuk denecek yaşta da değilim, kazık kadar ergenim, babam aldı beni, sıvıştık Kokhtan’la içeri. Baktım Patrik Baba el öptürüp sarı simle haç işlenmiş, paketenmiş, kutsanmış kırmızı yımırta dağıtıyor elemanlara. Babam “gir sen de sıraya” dedi. Tamam, çocuk yaşta diilim, ama “banane lan ben el öpmem, sen al Patriğin yımırtasını” diyecek yaşta da değilim. Girdik sıraya. Herkesten sonra sıra bana geldi, kutlaştık, babam arkamdan “Badriark Hayr, kızım Garine, yumurta alabilir mi?” diye sordu. Bilmeyenler için, Şnorhk Badriark Yozgat’lı, Çart dönemini bebekken yaşamış, ilk ağızlardan dinlemiş, yokluklardan geçmiş, kadir kıymet bilen bir din adamı idi. Baktı, baktı, baktı “alsın alsın, ama bir tane alsın” dedi.
Biz, cemaatle birlikte olabilmek, tespih taneleri gibi dağılmamak için kilisenin çok mühim olduğunun bilincinde büyütülen nesle aitiz. Şimdi, hani dini bütün biri olduğumdan değil, ama kutsal, bizim “donagan” dediğimiz günlerde kalabalıksever bir insan olduğumdan kelli, mesela pandemi döneminde, kiliselerin dolup taşmaması, gelecek Zadig’i görüp görmeyeceğini bilemediğimiz büyüklerin ziyaret edilememesi, khtum ve Zadig sofralarının kalabalık, şen, kahkahalı olamaması beni ziyadesiyle üzdü. O yüzden bugünlere şükür…
Dilerim bir sonraki bayramlar daha da kalabalık, daha da neşeli, daha da muhabbetli ve daha da sağlıklı olur.
Kutlayanlara,
Քրիստոս Յարեաւ ի մեռելոց:

Օրհնյալ է Յարութիւնն Քրիստոսի։

Շնորհաւոր Սուրբ Զատիկ:

Malzemeler:

8 yumurta
2 su bardağı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1.5 su bardağı süt
2 paket yaşmaya
375 gr tereyağ
1 çorba kaşığı mahlep
1 çorba kaşığı sakız
1.5kg un
Üzeri için:
Yumurta sarısı
Çörekotu
Susam
Dilimlenmiş badem
Yumurta, şeker ve tuz, mixerle iyice çırpılır.

Maya, ılık süt içinde iyice eritilir ve yumurtalı karışıma eklenir. Süt çok ısıtılmamalı, yoksa maya pişer ve hamur kabarmaz!

Margarin eritilip karışıma eklenir. Çok sıcak olmamalı, yoksa yumurtalar da pişer, hamur da kabarmaz.
Sakız iyice ezilip eklenir. Sakız, un gibi olmalı. Havanda dövülecekse, buzluktan çıkmış sakız kullanmak ve dövmeden yapışmasın diye bir çimdik nişasta/un eklemek gerek. Veya yine buzluktan çıkmış sakız, sağlam ve temiz bir poşete konup merdane veya ağır bir şeyle dövülebilir. Sakız un haline getirildikten sonra, en iyisi çay süzgecinden geçirerek hamura eklemek. Sakız taneleri bütün halde hamurda pişerse hamuru da çöreği de acılaştırır.
Tüm malzemeler karıştırılıp yoğrulan hamur 1 gece sıcak bir yerde mayalandırılır. Mümkünse battaniyeye sarılıp kalorifer yanında bırakılmalı. Acil durumda, fırın 80 dereceye ısıtılıp söndürülür, hamur, ağzı kapalı bir kapta fırında bekletilir, böylece daha çabuk kabarır. Fırına hamur konmadan fırın söndürülmüş olmalı, yoksa hamur pişer.
Mayalanan hamurdan minik bezeler yapılıp unlanmış tezgah üzerinde mayalandırılmaya devam edilir.
Bezeler üçer üçer örülür.
Bir deneme yaptım ve bu ölçülerle 3 büyük 3 küçük olmak üzere 6 çörek çıkardım. Büyükler 200grx3 bezeden, küçükler ise 150grx3 bezeden örüldü. İstendiği taktirde 100-120gr’lık bezelerle daha da küçük çörekler yapılabilir. Mayalandıkça ve pişirilince daha da şişeceğinden küçük porsiyon olarak ölçülü olur.
Örülüp fırın kağıdı üzerinde tepsiye konur ve fırınlanmadan önce de bir süre mayalandırılır.
Üzerine önce yumurta sarısı, sonra çörekotu, susam, dilimlenmiş badem serpilir. (Arzuya göre elbette)
170-180 derece ısıtılmış fırında üzeri iyice kızarana kadar pişirilir.
Afiyet olsun…
20170417_135532

20170417_163230

20170417_183349

20170417_202814

20170417_203004

20170417_203031

20170417_221404

20170417_221420

20170417_221500

corek1

corek2

corek6

corek7

corek8

corek3

corek4

corek5

corek9

One response »

  1. Nasıl güzel bir kadınsın sen, İstanbul’a dön sofralar donatmak istiyorum. Evde mahlep yok , ilk işimnyarın almak ve sırf şu yazı için sadece hemen bayıla bayıla yediğim Paskalya çöreğini bu sefer pişireceğim . Mutlu Paskalaylar olsun , kalbimiz seninle orada .
    Verda Aymete

Leave a comment