Ben aslında bugün, önce yabani sarımsak (made in Switzerland, twelwe points, Bärlauch, çiriş, ayı pırasası) kullandığım tarifleri, ya da yine aynı ürünlü menemenimi paylaşacaktım.
Hepinizin beklentisi üzerine, ben de çok isterdim bunları, ve akabinde, suyunu abartarak mercimek köfteden mercimek salatasına evrilen ürünümü paylaşmak. Çünkü anamla görüntülü konuşuyorduk ve dalıp suyunu abartmıştım.
Ama olmadı da mı oldurmamakla kasmamak lazım bazen. Olmuyor, olamıyor işte.
İnsanı, en çok korktuğu trajedi ile sınanmak yıkarmış. Bizi yıkamadı ama güçlendiremedi de.
Dün akşamın pis bir vakti öğrendim, Karin’im Karakaşlı’m da “babasız piçkurusu misali kalan kızlar kulübü”ne dahil olmuş. Malum, ölüm Allah’ın emri, ama bunun bir de ayrılığı var.
S.ktiğimin covid günlerinde, cenazeler de öksüz kalkıyor bizde. Önlemmiş. Önleminize kusayım. Sağlıkmış. Lan bi’ baba ölmüş, sağlığınıza sıçayım.
Canım, ciğerim, babamın öbür kızlarından, en kıymetlimiz, Karin’im Karakaşlı’m babasını kaybetmiş. Ve, ben babamı kaybetmeden, kaybederken, ve dahi kaybettikten sonra dahi herdaim yanımda olan Karakaşlı’mın ve babasının yanına gidemedim. Marinet’i uğurlamaya gidemediğim gibi.
Tam da bu acılarla sınanıyoruz işte. Ölülerimizi morgdan kendimiz alıp yıkıyor, kırklıyor ve yalnız başımıza gömüyoruz.
Karin’im öksüz kaldı.
Babası, her baba gibi erken gitti.
Ve her güzel giden gibi, her güzel insan ve baba gibi, çekmeden, çektirmeden gitti. Tertemiz, acısız, şuuru açık. Tüm görevlerini sonlandırıp, tüm ödevlerini tamamlayıp…
Ne desem boş, ne desem faydasız. Zaman ilaç değil, ama dayanma gücünü katlıyor.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak Karakaşlı’m. Hiçbir kelam seni teselli edemeyecek. Ve fakat 5 yıl geçse dahi, farkedeceksin ki s.ke s.ke yaşayabiliyor insan. Ve dahi, yaşatabiliyor.
Devri daim olsun, hep yaşasın bizlerle, tüm babişkolar…
