Aşağıdaki blogda gezinirken içlendim birden…

Bir adalı olarak yazılarını okuyunca adayı ne kadar özlediğimi hatırladım tekrar…
Gezenti topu topu bir hafta gitmeyerek bir yazı yazmış da…
Benim adaya son ayak basmamın üzerinden 1 yıl geçti neredeyse…
Daha önce de 3 koca sene ayrı kaldım canım adamdan…
İçim acıdı dersem yeridir…
Adaya adım attığımda, o deniz-yosun karışımı ada kokusu, yağmur varsa çam agaçlarının ve toprağın o nemle karışan nefis kokusu, iskeledeki büfenin o iğrenç salçalı sosisli sandüviçi, dönercinin tüm gün güneş altında çevirmesine rağmen nefis görünen döneri, rahmetli bakkal Hristo’nun en az 15 kediyle koyun koyuna yatan kangal-kurt kırma köpeği, çok yorucu ada yokuşlarından çıkmayı tamamlayınca arkamı dönüp yukardan denize baktığım andaki huzur, evin balkonundan baktığımda solda Eminönü, karşıda Bostancı-Maltepe, sağda Adalar, arkada da orman olduğunu bilmek ve gözümün alabildiğine bu güzelliğe bakabilmek… Bir duble rakı ve balık eşliğinde, veya bira-patates, hiçbiri mi yok, yak bir sigara manzaraya, doya doya iç martılar sana serenat yaparken karşı çatıdan…
Çok özleniyor ada çooook…
(31.05.2007)
Not: Güncellemek gerekseydi, 2 yıl oldu diyecektim… Koskoca 2 yılı adasız geçirebilmişim… Yuh…