YÜZLEŞSİNLER, YÜZSÜZLEŞMESİNLER!

Standard

Bir panelde mi dinlemiştim yoksa bir videoda mı duymuştum anımsayamıyorum. Bana şahsen anlatılmadığından eminim ama belki de okuduğum Celal Başlangıç yazılarını gözümde çok net canlandırdığımdandır, gerçekten hatırlayamıyorum, çok zorluyorum, hatırlayamayacağım da asla. Ama o sözler kulağımda:

“Bana 1915’te ne olmuştur diye sormayın. Ben kendi nenelerimin hikayesini biliyorum. Bana masal diye anlatıldı o “göç hikayeleri” anneannem ve annem tarafından. Sonra aynı hikayeyi birbirini o günlerden sonra hiç göremeyen dayımdan dinledim, ölüm döşeğinde, ama bilinci gayet açıkken. Kimse bana şöyle oldu, böyle oldu demesin boşuna, ben nenelerimin yaşadıklarını biliyorum!”

Bu anlatıyı, konuşmayı, yazılanı, anıyı, yaşanmışlığı, adına ne derseniz deyin, hayatımda ve vicdanımda baş köşeye koydum. Tıpki Zakarya Mildanoğlu’nun yazdığı, dedelerinin hikayesi gibi. Tıpkı Hrant Dink’in 23,5 yazısı gibi. Fethiye Çetin’in Anneanne’si, kimisinin nenesi, kimisinin dedesi gibi. Ben onları aldım, başımın ucuna, yüreğimin en yumuşak köşesine, öfkemin en uç noktasına koydum. “Ama göç ettirilmeselerdi, onlar da…”, “Ama Hamidiye Alayları…”, “Ama Ruslar…”, “Ama Sarıkamış’ta da…”, “Ama Hocalı’da…” ile başlayan cümleler kuranlara gülümsememe, “Peki” diyip bir daha “Allah birdir” ya da “Senin adın Garine’dir” deseler dahi inanmamama yardımcı oluyorlar sağ olsunlar.

Kimseye “şunu yapsın, bunu yapmasın” diyemem, ne haddime. Ama kendi yapıp yapmayacaklarımı biliyorum. Benim şahsen ne toprak, ne sınır, ne özür beklentim var. Altındaki ölülerimin bile huzur bulamadığı toprağı ben ne yapayım ki? 3000 kilisemin, 2000’e yakın okulumun ahıra, helaya, hiçliğe dönüştürüldüğü şehirlerde ben artık ne arayayım? Anılarım bile o toprakların taa dibinde yer bulamamış, gerisi teferruat. Tazminat mı? Atalarımın mezarını o tazminatla bulabilecek miyim? Der Zor çöllerinde toprak bile eşelemeden ayaklara takılan kemikleri o tazminatla açıklayabilecek miyim? 1915 Nisan’ında bedenini Fırat’a kurban edip “yok olan” nenelerimin izini bulabilecek miyim? Şu yazdıklarıma dahi “Ama siz de Hocalı’da…” diyebikeceklere edep, izan, akıl, fikir, vicdan satın alabilecek miyim?

Bıraksınlar bu işleri. Tek dileğim var benim şahsen, bizzat, diasporadan da, Türkler’den de, Ermeniler’den de, herşeyden, herkesten bağımsız. Şahsi dileğimdir, kimseyi, hiçbir kurumu, kişiyi, mecrayı bağlamaz:

Yüzleşsinlerin, yüzsüzleşmesinler!

PS. Survivor kelimesi çoğu Ermeni’ye bir yarışmanın adını değil, 1915’te hayatta kalanları hatırlatıyor.

#վերապրող#verabroğ#Survivor#ArasYayınevi #24Nisan#Çart#Godoradz #BazıYaralarZamanlaİyileşmez #24Nisan1915

3 responses »

  1. Insanlarin aslinda bastigi topraklarin kime ait oldugunu bilseler, ….. ama ne gezer bu cahil toplum oldugu surece hainlige,aldirmazliga,deger vermemezlige ,saygisizliga devam edecek. Ne yazıktır ben bu insanlarla ayni havayi soluyorum…cok uzgunum,cok ozur dilerim.atalarim bu topraklara göc eden insanlar. Eger herhangibir Ermeni öldurduyse,kilina dokunduysa, karisina kizina besikteki bebesine dokunduysa …ozur dilerim.dusuncelerimi duysalar beni de keserler…Sevgi ile kalin

    Android’de Yahoo Postadan gönderildi

  2. Kaleminize sağlık… Duyulmak, anlaşılmak önemli adım. 4 taraf atam da öksüz yetim. Babamın babası, duvarda asılı keman sayesinde kurtulmuş. Diğer dedem 8 yaşında, kalan 4 kardeşiyle Amasyadan Malatyaya kadar yürütülüp, orada Annelerini kaybedip geri yürümüşler en büyüğü 15 yaş. Tesadüfen kalanların, nesili olarak bu kadarcık, buradayız. Temsili… Sorgusuz sualsiz, yok edilen halkımın, atalarımızın ruhları şad olsun.

Leave a comment