Uzun süredir, kanser, mücadele, lenf kelimelerini duyduğum günden beri ‘bugün’ün geleceğini çok iyi biliyordum. Babam öğretmişti çünkü giderken. Ama işte hangi aklı selim insan ölümü kondurur ki birine? Biri dediğim de herhangi biri değil ha, adam kansere donunu ters giydirmiş bi’kere. Doktorları bile şaşırtan direnci, mucizelerden mucize yaratması dillere destan.
Hiçbir kitabını imzalatamadım. Gidip elini öpmeye kalkışıp azar işitmeyi beceremedim. Selam sabahımız sosyal medyada sınırlı kaldı maalesef, ama son günlerde her sabah iyi haberlerini bekleyerek baktım buralara. Bu sabah daha bakamadan gördüm “kötü” haberi. Çok da kötü okumuyorum aslında. Artık gitmek istiyordu gibi geldi bana. Hayır direnmekten vaz geçtiği için değil, ama belki de artık başka şekilde direnmeyi tercih ediyordu. Belki de…
Bütün hafta sonum “gidenler”i özlemekle geçti. Bir sürü gideni andım. Anlayamadım niye. Şimdi anladım. Kendimce vedalaştım ben kendisi ile. Çünkü her ölüm haberinde ilk aklıma gelen, gidenin ardından ne dendiğine bakmak olur. Genelde “geberdi şerefsiz” denen insanların gidişine gram üzülmem. Ama herkesin lal olduğu durumlar, tanımadığı insan için ağlayan insanları okuduğum arkadaş profilleri söz konusu ise, giden asla gitmemiştir.
Bazıları ölse de asla gitmez aramızdan. Kitaplarıyla, sözleriyle, onurlu hayatıyla, adıyla yaşamış, dillere pelesenk ettiği sözleriyle, son sözleriyle, her sözleriyle belki de. Sloganlaşmış, ama slogan sığlığına asla inmemiş VENCEREMOS ile, “bir hal hatır sorsanıza?” serzenişi ile, asla seviyesizleşmeyen, çok iyi kullandığı lisanı ile, insanlığı ile, ama en çok da direnişi ile.
Hep hatırlayacağım. Hep İYİ hatırlayacağım. Son yazdığın SEVGİ dolu öyküyü de hepimiz okuyoruz şu an. Hep VAR ol sen!
Şimdilik hoşça kal. Biraz dinlen, sonra biz de yanına gelince kaldığımız yerden devam ederiz.
Dilan, Baran, Zuhal, sabır diliyorum, kuvvet diliyorum sizlere…
En güzel yerlerde O…
VENCEREMOS MÜFTÜ’M…
De hayde, görüşmek üzere…