San Valantin

Standard

İnsan sevgililer gününü nasıl kutlar allaasen? Sevgilisi/karısı/kocası/manitası ile buluşur, beraber plan yapar, ya da son yılların trendi ile çocukları ile kutlar felan, hani en büyük aşktır, ya da en büyük aşkın meyvalarıdırlar ya çocuklar. Amaaaaan banane be, kim nasıl isterse öyle kutlasın, bize 3 nümero büyük bu kalıp. Benimki zaten pek sever(!) özel gün ve haftaları ya, bugün de ayrı özel(!) bu yüzden.

Ben kendimce Sen Valantin hedayemi dün akşam aldım. Online bir konser vardı, ona bilet aldıydım, malum, Kardeş Türküler kırmızı çızgımızdır. Tam da umduğum gibi “Zepür gı tarnam” da çalınca benim en güzel günüm oluverdi. Çok severim ben o şarkıyı, ama özellikle de Kardeş Türküler yorumunu. Çünkü ezgisinden, temasından ötürü, barındırdığı özlemden zaten aşırı hüzünlü bir şarkıyı şıkır şıkır söyleyerek çok umutlu bir hale getirmişlerdir. Yani benim gözümde öyledir. Ve her konserlerinde, her programlarında söylemelerini dilerim kendimce. Hani Feryal olsun, Fehmiye olsun, görür görmez “Bi’ Zepür gı tarnam patlat da günümüz güzelleşsin be!” diyesim gelir hep, ama demem, edebimden diil, yalakalık olmasın diye. Neyse, dünkü konserde de söylediler, eksik kalmadım. Öncesinde Tovmasyan’ları, Estukyan’ları, Sarkis’i de anarak dağılmış beni şöyle bir fırlatıp attılar, o da ayrı.

Bir rüya gördüm, AGOS ofisindeyiz ama bambaşka bir ofis. Artık AGOS değil ismi, değişmiş, çünkü siyasilerden biri, “o ismi cümle içinde kullanırlarsa hepsini öldürürüm” demiş bir demecinde; önlem olarak da gazetenin ismi değişmiş, artık telefonlar bile AGOS diye açılmıyor. Yeni ismi ne olmuş aklımda kalmadı, unuttum, malum, rüya, B12 felan. Rüyam da, ofis de, görünürde kalabalık değil ama Hrant Dink var, Lora var, Karakaşlı’m var, anam var, bir ara babam var, bir ara Tovmasyan’lar var, Sumru Yavrucuk var. Lora bana sürekli bir şeyler, el örgüsü tutacaklar hediye ediyor. Karakaşlı ile kavga ediyoruz, bu kadar yıldır burada ne yaptın diye hesap soruyorum, ne alaka ise, o da şeffaf bir dosya içinde A4’ün 1/3’ü ebatında bir kağıda yazılı kitap isimlerini önüme atıyor, o da bana kapak oluyor. Sonra bir ara babam geliyor. Evet öte taraftan geliyor, odanın köşesinde saklı kalmış Taşdelen su şişelerinden ve büyük pet damacanalardan soğuk su servisi yapıyor misafirlere. Bir ara yemek yapıyoruz, Lora malzemeleri hazırlıyor, sebze sote, ciğer tava felan yapıyoruz anamla, ama ne mana bilemiyorum. Kadir Topbaş gasteye geliyor, epey daş…k geçiyoruz kendisi ile, ne alaka ise, getirdiği hediyelerden söylediklerine, varlığına kadar bayağı bayağı şey geçiyoruz. Sonra Çortan beliriyor bir odada. O da gasteci olmuş. Sonra bir kenardan babamın yazdığı 3 yazı çıkıyor. Ama sanki balon üzerine yazılmış, balon su dolu, içinde de gül var balonun. Balon dediğim de çocukluğumuzun o uzun boru gibi olan balonu. Herkes hüzünleniyor bir anda “adam öleceğini anlamış, bize mektup yazmış” diye düşünüyor. Daha demin su servisini yapan o değilmiş gibi…

Yatarken kıçını örtmesi mühim insanın, sonra manasız, dengesiz, tabirsiz rüyalar görüveriyor.

Neyse, konu ne idi? Sen Valantin. Böyle diyince de Taşhan’daki aydınlık ve aynı zamanda kapı komşumuz Madam Valantin geliyor aklıma, ne alaka ise.

Sevgililer gününde insan ne hatırlar abi? Eski sevgili, baĞzı manalı hedayeler, ne bileyim, anılar, eski günler, hali hazırdaki sevgili ile planlar etc etc etc. Hangi aklı başında insan evladının aklına, babasının 70’inden sonra bir özel gün düşkünü olup 40 senelik eşine kalpli kolye hediye alması gelir ki? Tamam, “aklı başında” diyerek zaten malum, kendimi ekarte etmiş oluyorum bu klasmandan. Ama evet aklıma gelen bu.

Seneeeeee 2006. Galiba. Kesin, garanti yani. Çok net, çünkü çocuklarımın yaşlarında bazen tekleyebiliyorum, çünkü her sene değişiyorlar. AMA doğum seneleri çok net. 2005 (Aralık) ve 2008 (Ocak). Vallaa net. Şimdi yazarken 2005 mi 2015 mi diye bir düşündüm kısacık ama o, ikinci kahvemi henüz içmediğim içindir. Hazreti Valantin Boğos Efendi’ye verdim siparişimi, şimdi içince onu, kafa yerine gelir. Belki bugün az daha çok siyah zehir lazım olabilir, dünün mahmurluğunu anca atarım. Neyse, konu bu değildi. Seneeeeee 2006, aylardan Şubat. Çünkü 14’ü San Valantin ve Barones Manişag 2005 sonları bize gelmiş, Gağant, Dznunt, doğum, lohusa, o şahane(!) günleri bizde geçirmiş, arada Baron da Dznunt’ta sürpriz yapıp bize gelmiş, neyse, uzun lafın kısası, Şubat’ın 14’ünde Barones İsviçre’den İstanbul’a dönüyor. O zamanlar daha dağılmamışız çok, bu gidiş gelişler yeni koymaya başlamış ama hala yıkılmadık ayaktayız. Ama, öte yandan, hani yaşlanmıyorlar ama, teorik olarak yaş alıyorlar ya, İstanbul ayağı hafiften birbirini özler olmuş, bayram seyran, isim günleri, gağant dznunt felan, kutlamalı günleri ayrı geçirmeleri yavaştan koyar olmuş. Neyse işte, 14 Şubat’ta Baron ve Barones kavuşacak, biz gençler olayın henüz farkında değiliz ama Baron kişisi kalkmış, Barones’e ucunda açılan kalp pandantifli (lan bu kelamı bilen var mı? pandantif ne be, nereden geldi dilime???) bir kolye almış, kalbin bir tarafına da tornunun fotografını koymuş. E kavuşma günü de 14 Şubat olunca sanırım en manalı hedaye ve bizim -affedin ama- aşırı ta…ak geçme malzememiz oldu uzunca bir süre.

Ne demiştik? Ne yapıyoruz Sevgülüler Günü’nde? Biz saçma salak bir gün geçirip çaktırmadan anılarda kayboluyoruz, ama çaktırmadan haa… Ona göre…

İkinci kahvemi içeyim de, herife kalpli omlet yapayım bari… Bir de badem unlu helva, tamamdır bu iş. Biz daha 70 olmadık. 20. seneyi deviriyoruz ama daha kapli kolyelere çok var, edebimizle kutlamayalım bu günü de. De hayde!

#garineden #nostalji #stvalantine #sanvalantin #sevgililergünü #14şubat #sarkisseropyan #eskigünler #eksiklik

Leave a comment