Çocukken ne çok düşer kalkardık. Ne çok yara bere sahibi olurduk isteyerek ya da istemeden. Kimi sıyrıklar ağlatırken kimi bol kanamalı yaralar sesimizi kısardı. Önce üzerine boca edilen oksijenli suyla oluşan beyaz köpükleri hayranlıkla izlerken, koyu renkli tentürdiyodun yaktığı yarayı nasıl da gururla sahiplenirdik. Hele ki üzeri bandajlanınca ya da bantlanınca nasıl da ballandıra ballandıra anlatırdık sağda solda nasıl sahiplendiğimizi o yarayı. Birkaç gün sonra yara kuruyup kabuk bağladığında en heyecanlı döneme girerdik asıl. O kalın kabuk kaşınacak, ya çatlayacak ya da olduğu gibi soyulacak, sonra düşüp tekrar tekrar kanayacak. Yarayı tekrar kanatmaktan, daha derin bir yara sahibi olmaktan nasıl da hoşlanır, yaranın yaşanmışlığımızın ispatı olacak şekilde iz bırakmasını umarken nasıl da gururlanırdık.
Read the rest of this entry
Jun26