Daily Archives: 11/06/2012

Ya o gun gelirse (16.04.2007)

Standard

Birine ‚elveda’ demek mi zor yoksa ‚görüşürüz’ demek mi? Ya görüşürüz dediğin kişiyle bir daha görüşemezsen?

Bayram ziyaretlerinde ev ziyaretlerinden çok mezarlık ziyareti yapmak zorunda kalıyorsa insan, artık ölüm hakkında düşüncelere, hem de en kötülerine sahip olması kaçınılmazdır.
Read the rest of this entry

Hoşgeldin Nare (20.03.2007)

Standard

Hoşgeldin Nare…

Kader güzel yazgılarla doldursun hayat defterini senin…

Acılarla aranda dağlar denizler olsun, ulaşamasınlar o acılar sana hiç…

Öğreneceğin ne çok şey var senin de bu hayattan, aynı Nora gibi…

Daha çok zaman var önünüzde öğrenecek…

Tadını çıkar umarsız, ekmek elden su gölden hayatın şimdilik…

Tek ağlama sebebinin açlik, karın ağrısı olduğu şu günlerin kıymetini bil e mi?

İlerde bu günleri sana çok özletecek günler gelecek maalesef…

İşte o günler geldiğinde çok güçlü olasın…

Acılar seni değil, sen acıları delip de geçesin…

İyi ki geldin Nare

İyi ki…

* * *

Hrant’tan…. (29 Aralik 2006 Agos, Nora Nare hoy Nare)

(…) yakında ikinci torun “Nare” de geliyor.

Gerçi ben “Nare” diye erken ötüyorum çünkü babası başka isimde ısrarlı. “Karuna” diye bir isim uydurmuş… “Karun”un (Bahar) ardına bir “a” ekleyip feminen yapmış, kendince yeni bir kız ismi üretmiş. “İlle de Karuna olacak” diyor.

“Sen Nare”yi nereden uydurdun?” derseniz…

Nareg’den… Kadim Ermeni isminden.

Nareg’in “g”sini kaldırın olsun size feminen bir isim.

Zaten ilk mucidi de ben değilim… Ermenistan’da çokça kullanılan bir isim.

Ama pes etmiş değilim… “Babiklik” (dedelik) hakkım var ve “Nare” koydurmak için her türlü entrikaya başvurup, elimden gelen tüm hinoğluhin baskıları uygulayacağım.

Üstelik şimdiden kendime beste de hazırlamış durumdayım.

Nora’yı ve Nare’yi birlikte severken “Nora Nare hoy Nare” diye halay da tutacağım.

* * *

Nare geldi Hrant… Sen onu zaten görmüşsün bizden, hatta mamasından bile önce, öyle yazıyorsun son yazında Agos’ta.. Yine de buradan sana müjdelemek istedim O’nun geldiğini… Hadi kalk, yılbaşındaki gibi halay çek… Hadi be Hrant… Hadi…

(20.03.2007)

Ada (31.05.2007)

Standard

Aşağıdaki blogda gezinirken içlendim birden…

http://gezenti.blogcu.com/


Bir adalı olarak yazılarını okuyunca adayı ne kadar özlediğimi hatırladım tekrar…

Gezenti topu topu bir hafta gitmeyerek bir yazı yazmış da…

Benim adaya son ayak basmamın üzerinden 1 yıl geçti neredeyse…

Daha önce de 3 koca sene ayrı kaldım canım adamdan…

İçim acıdı dersem yeridir…

Adaya adım attığımda, o deniz-yosun karışımı ada kokusu, yağmur varsa çam agaçlarının ve toprağın o nemle karışan nefis kokusu, iskeledeki büfenin o iğrenç salçalı sosisli sandüviçi, dönercinin tüm gün güneş altında çevirmesine rağmen nefis görünen döneri, rahmetli bakkal Hristo’nun en az 15 kediyle koyun koyuna yatan kangal-kurt kırma köpeği, çok yorucu ada yokuşlarından çıkmayı tamamlayınca arkamı dönüp yukardan denize baktığım andaki huzur, evin balkonundan baktığımda solda Eminönü, karşıda Bostancı-Maltepe, sağda Adalar, arkada da orman olduğunu bilmek ve gözümün alabildiğine bu güzelliğe bakabilmek… Bir duble rakı ve balık eşliğinde, veya bira-patates, hiçbiri mi yok, yak bir sigara manzaraya, doya doya iç martılar sana serenat yaparken karşı çatıdan…

Çok özleniyor ada çooook…

(31.05.2007)

Not: Güncellemek gerekseydi, 2 yıl oldu diyecektim… Koskoca 2 yılı adasız geçirebilmişim… Yuh…

Lâl Olmak Yine

Standard

 

Seni ararken
Kendimi kaybetmekten yoruldum
Bulduğumu zannettiğimde
Kendimden ayrı düştüm

Bu garip bir veda olacak
Çünkü aslında hep içimdesin
Ne kadar uzağa gitsem de
Gittiğim her yerde benimlesin

Söylenecek söz yok
Gidiyorum ben

Hoşçakal hoşçakal hoşçakal hoşçakal..!
Ben bir kısrak gibi
Gelmişim dünyaya
Şahlanıp koşmak içimde var
Hoşçakal…