Tag Archives: gurbet kusu

Gurbette Hasret

Standard

‎”Bu şehir güzelse, senin yüzünden.”

(Nazım Hikmet)


Gurbetin en can yakıcı yanı, nerede olduğunu unutmaktır. Hani, mesela yolda yürüyorum. Kendimi İstiklal’de sanıyorum bir an, dalgınlık işte. Öyle bir kalabalık da yok ama insan nerede mutluysa orada sanır ya kendini çaresiz kaldığında, kulağımda Erol Evgin, işte öyle bir şey diye şakırken, böyle bir kısır döngüde yaşamak. Özlemlerine yenik düşmek ve nerede olduğunu unutunca, yanından geçenlerin konuştuğu yabancı dili duymak, birden irkilmek ve acı içinde aniden nerede olduğunu hatırlamak. O ‘yabancı dil’ var ya, bir tokat gibi çarpar insanın suratına o an. Soğuk duş, beklenmedik bir anda gelen kuvvetli bir şamar, aniden güzel bir rüyadan uyanmak gibi.. Hani ayrılık, ölüm, yoksuzluk, hepsi birbirinden beter ama gurbette olan, hem ayrılıktan, hem cenazeye katılamadığı ölümlerden, hem yoksuzluktan ölür.
Read the rest of this entry

Lâl Olmak Yine

Standard

 

Seni ararken
Kendimi kaybetmekten yoruldum
Bulduğumu zannettiğimde
Kendimden ayrı düştüm

Bu garip bir veda olacak
Çünkü aslında hep içimdesin
Ne kadar uzağa gitsem de
Gittiğim her yerde benimlesin

Söylenecek söz yok
Gidiyorum ben

Hoşçakal hoşçakal hoşçakal hoşçakal..!
Ben bir kısrak gibi
Gelmişim dünyaya
Şahlanıp koşmak içimde var
Hoşçakal…

 

 

Gurbette Arkadaş(sız)lık ve Bir(kaç) Veda

Standard

Herkes senin nasıl göründüğünü bilir;
Ama çok az insan nasıl olduğunu hisseder.
(Machiavelli)

Merhaba Arkadaş’ım…

Nasılsın? Ben? Bıraktığın yerde ve aynı bıraktığın gibiyim… Yorgun, argın, bıkkın, üzgün, sinirli, dengesiz, rahatsız ve her zamanki gibi yalnız. Bildiğin gibi herşey, değişmedi yani. Yani, birilerinin beni anlamasını ummaktan, bu konuda çabalamaktan vazgeçtim artık. Son kalem yıkıldı çünkü, biliyorsun. En son ihtimalim, son kendimi anlatmaya çalıştığım da beni şaşırtmayarak uzaklaştı benden çünkü. Sebebi bende olabilir ama belki de bu bir işarettir. Yani bu sebep bu kadar kısa değil de daha uzun bir süre sonra ortaya çıksaydı, şu yaşadığım uzaklaşma daha da acıtacaktı canımı. Şu an yaşadığım sadece azcık kırgınlık, üstüne bir tutam hayal kırıklığı ve bolca da yalnızlık (ki bu da benim tercihim olsun müsaadenle). Şaşkınlık? Hayır yok. Şaşıramıyorum artık bu gidişlere, biliyorsun. Daha yeni yaşadım birkaçını birden, aşinayım artık benden bu gidişlere ben. Canımı daha az acıtıyor gittikçe ama yine de her gidiş bir travma sebebi bende, sebepsizce, biliyorsun. Aslında yazdıklarımın muhtemelen hepsini biliyorsun ama umrunda mı asıl ben onu bilmiyorum…
Read the rest of this entry

Karmakarışık 2

Standard

Kadının biri fransız yemek kanalında salsa paera yapıyor ilik, galeta unu ve tereyağını hararetle bulamaç haline getirip içine et suyu döküyor…

Kulağımda bir Erol Evgin yetişiyor imdadıma, “bir de bana sor” diyor, “işte öyle bir şey” diyor.. Sonra Ahmet Kaya’yla acılara tutunuyorum… Ahmet Kaya’yla… Evet…
Read the rest of this entry

Anneler Günü

Standard

Küçükken şarkılar eşliğinde kutlardık “benim annem güzel annem al beni kollarına” diye… Büyüdükçe karizmayi çizdirmemek adına çiçeklerle, janjanlı paketlerle, pahalı hediyelerle gönüllerini aldığımızı sandık. Oysa onlar için hala en kıymetli hediye, zar zor biriktirdiğimiz harçlık artıklarımızla, binbir pazarlıkla alıp, kenar köşede bulduğumuz eski hediye kağıdıyla paketleyip bıçakla kıvırcıklaştıramadığımız rafyayla bağladığımız, kıytırık, madden değersiz, manen pırlantadan da kıymetli olanlarmış.

Küçükken “hava serin ceketini al” derken ofladığımızda, birisi kalkıp, nefesi hayatımızdan noksan olduğunda, sımsıcak yaz gününde, o ceketle bile yokluğunda üşüyeceğimizi söyleseydi gülüp geçerdik herhalde.

Biz, çocuklarını kurtarabilmek için canı pahasına koruyucu kalmış bir neslin torunları; (hasta, yatalak, sakat veya sağlam) nenesini, anasını huzurevine yerleştirmek yerine, son gününe kadar onun yanında olmayı varlık amacı sayan bir neslin çocukları; özgürlüklerini ilan etmek için 18ine varmakta yarışıp, yeterince bilgisayar oyunu oynamasına izin verilmediği için annelerinden nefret ettiklerini dile getiren bir neslin analarıyız. Demem o ki, devir çok çabuk değişiyor… Çabuk unutuluyor herşey… Küçükken aynı hikayeyi onlarca kez anlattıklarında, her seferinde sabırla ilk kez dinliyormuş gibi tepki gösteren annelerine, bugün, bir şeyi iki kere söylediğinde tahammül edemeyen çocuklar büyüyorlar…

Hala yakınınızdaysa, nefesleri hayatınızdan eksik, ırak, küskün olmasın… Uzaktaysa da dert değil, ortak anılarınız için bir kadeh kaldırın, ruhlarını güldürün…

 

Aramızdaki ya da uzaktaki tüm anaların günü kutlu olsun…

 

 


 

 

Karmakarışık 1

Standard

Gitmek Mi Zor Kalmak Mı?

Çok çalıştım;
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı, ikisi de rezil.
Daha önce de gitmiştim;
Ama böyle kalarak değil.
(Can YÜCEL)


Her gidişte daha tükenir insan. Her gidişte daha ümitsiz, her gidişte daha bir omuzları düşük çıkar yola. Gelişin yarattığı sevinç o kadar baskındır ki, o gelişin bir gidişi olacağını ancak gidiş günü geldiğinde, kemiğe dayanan bıçak eşliğinde hissetmeye başlar. Oysa çok geçtir. Bilet kesilmişken gitmemek olmaz. Oysa ne kadar kolay olurdu gitmemek…Kalarak gitmekten çok daha kolay olurdu en azından…
Read the rest of this entry

Feraye’ye Özel Mesaj

Standard

Sevgili Feraye,

Ben yine çok uzaklardan sesleniyorum sana. Biliyorsun ki beni uzaktan sevmek aşkların en güzeli.

Söyleyeceğim iki şey var sana. İlki, ki yanındayken diyememiştim, senin şahaneden de güzel bir annen var. Azcık deli, azcık histerik ama olsun, anandır, atamazsın satamazsın; şaka bir yana da gerçekten harika bir annen var. Bakıcı ya da büyükanne kucağındaki çocuklar nedense içimi sızlatır. Hele bir de uzaktayken yakın olamayan yakın akrabaların hüznü çok işler içime. O yüzden, sen annenin elinde büyüdüğün için duble şanslısın. Harika bir annen var ve biliyorum, ilerde senin en iyi arkadaşın, dostun, sırdaşın o olacak. Demedi deme…

Bi de şu var kuzucuğum… İnsan uzaktayken en çok çocuklarini özlüyor biliyor musun? Onların sesini telefonda duyduğunda burnunun direği sızlıyor. Hatta insanın evladı, yaşı kaç olursa olsun ‘ben seni çok özledim’ dediğinde, insan olanın nefesi bile kesilebiliyor. Demem o ki Ferikızı, sen sen ol, anandan uzak düşme e mi?

Bugünluk bu kadar Ferikızı. Ananı babanı öp hasretimle. Becerebilince kendi totonu ısır cinli böcek seni…

Feraye’ye: İyi ki doğdun!

Standard

Sevgili Feraye,

Sen bu satırları okuyabilme kıvamına geldiğinde, ben, aynı şimdi olduğu gibi, çok uzaklarda olacağım. Yani demem o ki, bizim bu taraflarda bir değişiklik olmayacak.

İnsan hiç görmediği bir bebek için ‘elimde doğdu o benim’ der mi hiç? Mantığa aykırı ama diyen diyor işte. İşte sen de benim elimde doğdun. Gün gün izledim ben seni bu uzaklardan. Ay ay büyümeni, ilk agu gugu deyişlerini, o gül yüzünü aydınlatan kocaman gülümsemeni, güzel gamzelerini, kahkahalarını, çılgın annenin sana dinlettiği müziklerle coşmanı, emeklemeni, hastalıklarını, diş sancılarını, ve hatta ilk adımlarını…. Hepsinin ay ay, gün gün hatta an be an şahidiyim. Yani, yanımda olsaydın, şekilci, kuralcı zavallı insancıkların anlayabileceği manada elimde büyüseydin, belki birçok şeyini kaçırmış olacaktım. Allahtan uzaktayız… Gelişmekte olan bir kuzunun hayatına bir deli yeter de artar bile çünkü. E o kontenjanı da anan doldurduğuna göre…

Read the rest of this entry

Gurbette Yalnızlaştırılmak

Standard

Gurbetin en dayanılmaz zorluklarından biri özlemse, digeri de yalnızlık, daha doğrusu yalnız hissetmektir. Yalnız kalmak çok da dert olmamalı, sonuçta ‚kendi tercihim’ diyebilir insan. Ama yalnız hissetmenin hiçbir uçarı kaçarı yoktur. Kalmışsan yalnız bir kere, iki tercihin vardır önünde; ya tadına varacaksın yalnızlığının, keyfini sürüp vadesinin dolmasını bekleyeceksin sabırla, veya yalnızlığını yalnız hissetmekle katmerleyip uçurumun dibine doğru bir yolculuğa salıvereceksin bedeninden çok ruhunu.
Read the rest of this entry