Monthly Archives: May 2012

Sana Boncuktan Kuş Yaptım…

Standard

Neylan Yılmaz’a

Kimilerimiz için illa ki hatırlanası değildir bazı özel günler. Doğum günleri, yıldönümleri, çocuğunun-çoluğunun, anasının-danasının, eşinin-dostunun muhtelif önemli tarihleri önemsiz olabilir kimimiz için. Kimimiz ise bunları gri hücrelerinin hal ve gidişatına göre beynine, ajandasına, mailbox’una, facebook’una, ya da herhangi bir book’una kaydeder, binbir alarm kurar, yıllık repeat mode on yapar vs vs. Bırakın hangi tarihte olduğunu, sık sık hangi mevsimde bile olduğunu unutabilen gri hücre noksanı biri için ise tüm imkanları zorlama vaktidir. Yani hem alarmını kurar, hem facebook’a bakar, hem diğer application’ları kollar, elinden geleni ardına komaz unutmamak, daha doğrusu hatırladığını gösterebilmek için. Velhasıl o kadar abartır ki, taa Nisan 22’den başlar kutlama alarmları, nedendir bilinmez(!).

Read the rest of this entry

Karmakarışık 2

Standard

Kadının biri fransız yemek kanalında salsa paera yapıyor ilik, galeta unu ve tereyağını hararetle bulamaç haline getirip içine et suyu döküyor…

Kulağımda bir Erol Evgin yetişiyor imdadıma, “bir de bana sor” diyor, “işte öyle bir şey” diyor.. Sonra Ahmet Kaya’yla acılara tutunuyorum… Ahmet Kaya’yla… Evet…
Read the rest of this entry

Anneler Günü

Standard

Küçükken şarkılar eşliğinde kutlardık “benim annem güzel annem al beni kollarına” diye… Büyüdükçe karizmayi çizdirmemek adına çiçeklerle, janjanlı paketlerle, pahalı hediyelerle gönüllerini aldığımızı sandık. Oysa onlar için hala en kıymetli hediye, zar zor biriktirdiğimiz harçlık artıklarımızla, binbir pazarlıkla alıp, kenar köşede bulduğumuz eski hediye kağıdıyla paketleyip bıçakla kıvırcıklaştıramadığımız rafyayla bağladığımız, kıytırık, madden değersiz, manen pırlantadan da kıymetli olanlarmış.

Küçükken “hava serin ceketini al” derken ofladığımızda, birisi kalkıp, nefesi hayatımızdan noksan olduğunda, sımsıcak yaz gününde, o ceketle bile yokluğunda üşüyeceğimizi söyleseydi gülüp geçerdik herhalde.

Biz, çocuklarını kurtarabilmek için canı pahasına koruyucu kalmış bir neslin torunları; (hasta, yatalak, sakat veya sağlam) nenesini, anasını huzurevine yerleştirmek yerine, son gününe kadar onun yanında olmayı varlık amacı sayan bir neslin çocukları; özgürlüklerini ilan etmek için 18ine varmakta yarışıp, yeterince bilgisayar oyunu oynamasına izin verilmediği için annelerinden nefret ettiklerini dile getiren bir neslin analarıyız. Demem o ki, devir çok çabuk değişiyor… Çabuk unutuluyor herşey… Küçükken aynı hikayeyi onlarca kez anlattıklarında, her seferinde sabırla ilk kez dinliyormuş gibi tepki gösteren annelerine, bugün, bir şeyi iki kere söylediğinde tahammül edemeyen çocuklar büyüyorlar…

Hala yakınınızdaysa, nefesleri hayatınızdan eksik, ırak, küskün olmasın… Uzaktaysa da dert değil, ortak anılarınız için bir kadeh kaldırın, ruhlarını güldürün…

 

Aramızdaki ya da uzaktaki tüm anaların günü kutlu olsun…

 

 


 

 

Karmakarışık 1

Standard

Gitmek Mi Zor Kalmak Mı?

Çok çalıştım;
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı, ikisi de rezil.
Daha önce de gitmiştim;
Ama böyle kalarak değil.
(Can YÜCEL)


Her gidişte daha tükenir insan. Her gidişte daha ümitsiz, her gidişte daha bir omuzları düşük çıkar yola. Gelişin yarattığı sevinç o kadar baskındır ki, o gelişin bir gidişi olacağını ancak gidiş günü geldiğinde, kemiğe dayanan bıçak eşliğinde hissetmeye başlar. Oysa çok geçtir. Bilet kesilmişken gitmemek olmaz. Oysa ne kadar kolay olurdu gitmemek…Kalarak gitmekten çok daha kolay olurdu en azından…
Read the rest of this entry