Monthly Archives: April 2012

Feraye’ye Özel Mesaj

Standard

Sevgili Feraye,

Ben yine çok uzaklardan sesleniyorum sana. Biliyorsun ki beni uzaktan sevmek aşkların en güzeli.

Söyleyeceğim iki şey var sana. İlki, ki yanındayken diyememiştim, senin şahaneden de güzel bir annen var. Azcık deli, azcık histerik ama olsun, anandır, atamazsın satamazsın; şaka bir yana da gerçekten harika bir annen var. Bakıcı ya da büyükanne kucağındaki çocuklar nedense içimi sızlatır. Hele bir de uzaktayken yakın olamayan yakın akrabaların hüznü çok işler içime. O yüzden, sen annenin elinde büyüdüğün için duble şanslısın. Harika bir annen var ve biliyorum, ilerde senin en iyi arkadaşın, dostun, sırdaşın o olacak. Demedi deme…

Bi de şu var kuzucuğum… İnsan uzaktayken en çok çocuklarini özlüyor biliyor musun? Onların sesini telefonda duyduğunda burnunun direği sızlıyor. Hatta insanın evladı, yaşı kaç olursa olsun ‘ben seni çok özledim’ dediğinde, insan olanın nefesi bile kesilebiliyor. Demem o ki Ferikızı, sen sen ol, anandan uzak düşme e mi?

Bugünluk bu kadar Ferikızı. Ananı babanı öp hasretimle. Becerebilince kendi totonu ısır cinli böcek seni…

Feraye’ye: İyi ki doğdun!

Standard

Sevgili Feraye,

Sen bu satırları okuyabilme kıvamına geldiğinde, ben, aynı şimdi olduğu gibi, çok uzaklarda olacağım. Yani demem o ki, bizim bu taraflarda bir değişiklik olmayacak.

İnsan hiç görmediği bir bebek için ‘elimde doğdu o benim’ der mi hiç? Mantığa aykırı ama diyen diyor işte. İşte sen de benim elimde doğdun. Gün gün izledim ben seni bu uzaklardan. Ay ay büyümeni, ilk agu gugu deyişlerini, o gül yüzünü aydınlatan kocaman gülümsemeni, güzel gamzelerini, kahkahalarını, çılgın annenin sana dinlettiği müziklerle coşmanı, emeklemeni, hastalıklarını, diş sancılarını, ve hatta ilk adımlarını…. Hepsinin ay ay, gün gün hatta an be an şahidiyim. Yani, yanımda olsaydın, şekilci, kuralcı zavallı insancıkların anlayabileceği manada elimde büyüseydin, belki birçok şeyini kaçırmış olacaktım. Allahtan uzaktayız… Gelişmekte olan bir kuzunun hayatına bir deli yeter de artar bile çünkü. E o kontenjanı da anan doldurduğuna göre…

Read the rest of this entry

Gurbette Yalnızlaştırılmak

Standard

Gurbetin en dayanılmaz zorluklarından biri özlemse, digeri de yalnızlık, daha doğrusu yalnız hissetmektir. Yalnız kalmak çok da dert olmamalı, sonuçta ‚kendi tercihim’ diyebilir insan. Ama yalnız hissetmenin hiçbir uçarı kaçarı yoktur. Kalmışsan yalnız bir kere, iki tercihin vardır önünde; ya tadına varacaksın yalnızlığının, keyfini sürüp vadesinin dolmasını bekleyeceksin sabırla, veya yalnızlığını yalnız hissetmekle katmerleyip uçurumun dibine doğru bir yolculuğa salıvereceksin bedeninden çok ruhunu.
Read the rest of this entry

Gurbette Sürünmek

Standard

Sürünmek evet. Aynı bir yılan ya da bir timsah gibi, daha da düşürürsek çıtayı, bir solucan misali sürüne sürüne ilerlemek hayatta. O da ilerleyebilene…

Hani gurbette herşey daha bir zor oluyor ya, sürünmeyi bile edebiyle yapamıyor insan. Memleketteyken yorgunken bile hoplaya zıplaya arşınlanan yollarla, gurbette aşılacak 20 metre mesafedeki sürünmenin karşılaştırması bile yapılamaz, ayıptır günahtır. Yorgunluğun güce dönüştüğü, bir sonraki günün planının günün tüm yorgunluğunu attırdığı yere memleket; basit bir yorgunluğun insanı bütün bir gece uyutmadığı yere gurbet diyoruz umutsuzca.
Read the rest of this entry

Gurbette Arkadaşlık

Standard

‘Ama arkadaşlar güzeldir…’

Bugün, Gurbet Kuşu, hasretini çektiği memleketinden sesleniyor sana ey okur. Moda’da deniz havasını, şehir hatları vapurunda yosun kokusunu, metroda telaşı, takside dalaşı, uçakta rötarı, otobüste tıkışı, meyhanede kadeh tokuşunu, lakerdanın hasını, simitin çıtırını, poğaçanın ılığını, iskenderin alasını, çayın demlisini, kahvenin en telfelisini sindirmekle meşgul günlerdir. Dönüş günü yaklaştıkça bir hüzün, bir telaş, bir sevinç, bir ümit(sizlik), bir özlem, bir koşmaca kapladı günlerini…

Read the rest of this entry