Tag Archives: ölüm

İyi ki vardı Mehmet Ördekçi

Standard

“Ve kavga sona erdi…
Sistemle kavga, hayatla kavga, bedeninle,ruhunla kavga hepsi bitti.
Ne yeryüzü aşkın yüzü oldu, ne de dağlarına bahar gelebildi memleketimin.
Sadece biz yandık kavrulduk, biz tükendik.
Bir daha eksildik, hasret çekeceklerimiz listesine bir artı daha koyduk.”

İjlal (Mehmet Ördekçi’nin kızkardeşi)

* * *

Bu alemden bir Mehmet Ördekçi geçti, bir yıldız misali kaydı, hayatlarımıza teğet geçti ve gitti yolculuğunu yarım bırakıp. Şimdi bana kimse kalkıp “Kim bu Mehmet Ördekçi?” diye sormasın. Merakınızı uyandırmadıysa atlayın diğer konuya, merak ettinizse eğer biraz, internette arayın ve (öz)geçmişini, dahası, şimdisini öğrenin. Ben size bu yazıda Mehmet Ördekçi’yi değil, “Memed’im Memed’im Ördekçi’m” diye hitap ettiğim arkadaşımı anlatacağım. Mesela ben ona ‘Memed’im Memed’im’ derken, çok kısa bir süre önce öğrendim ki (ben öğrenmedim, kendi söyledi) nüfusta adı gerçekten de Memet olarak yazılmış. Ondan sonra daha da pervasızca seslendim ona. Hatta 11 Nisan günü, anneciği Fatma Anne’yle tanışırken adımı duyar duymaz “Haaa o Memed’im Memed’im yazan kız sensin” dedi. Mehmet de “He anam, bu o kız işte, yapar öyle şeyler” dediydi.

* * *

Hayata Dönüş Operasyonu ve işkenceler

Memed’imi ben 2007 sonrası sosyal medya aracılığı ile tanıdım. Sivri dili, o sivriliğine rağmen yumuşak ve goygoycu üslubu, insanı en acı olaylarda bile gülümsetebiliyordu. Hayır, olayların komikliğinden değil bu gülümseme, bilakis, tamamen Mehmet’in ifadesi ile alakalı idi . Çünkü mevz-u bahis olan goygoyluk konular değil, kardeşini bir “Hayata Dönüş” operasyonunda kaybedişi ve bu haberi emrivaki şekilde alışı, hapiste acılar içinde geçirdiği 10 sene ve günümüz (o günlerin) politik atmosferinin geren ve üzen ortamı idi.

Az biraz araştırınca kardeşi Murat Ördekçi ismine (ki kendi de sık sık dile getiriyordu hep), “Hayata Dönüş Operasyon”una, Mehmet’in 10 senelik zindan hayatına, travmalarına, hayatına bir yandan hakim olmuş, öte yandan ciddiye almadığı işkencelere ulaşıyordunuz. Ve en nihayetinde, son aylarda farkettiğimiz, o vurdumduymazlığın aslında biraz da boşvermişlik olduğuna…

Son günlerinde, soğuktan, bacaklarındaki yaralardan, yürüyememekten, hayatını “normal” sürdürememekten şikayetçi olan Memedim Memedim, aslında gidişine hazırlamış kendini. Sürekli doktor randevularını ertelemesi, kendine, ruhen ve bedenen göstermesi gereken özeni hep savsaklaması, yarım kalmış işlerini sıralaması (kitabı, kütüphanesinin klasifiye edilmesi, anlatacaklarını biriktirmesi vs.) hep bundanmış meğerse. Benim son yıllarda, sıralı/sırasız tüm giden yakınlarımda, özellikle de “sırası geldiğinde gidenlerde” farkettiğim bir şey var. İnsan, gideceği zamanı hissediyor olmalı. Bir ulvi huzur, bir kabullenişlik, bir teslimiyet, bir ermişlik geliyor yolculuğuna hazır insana. Babamdan biliyorum, ölen yaşlı yakınlarımızdan biliyorum ve Mehmet’imin gidişi ile de perçinlendi bu bilgi. Mehmet, yakın çevresinden duyduğum kadarı ile, uykusuzluktan şikayet ettiği son haftalarından itibaren uyumasını kolaylaştıran şekerli, unlu gıdaları yememeye başlamış.

* * *

Ölümü kabulleniş

Aylar önce, sanırım tam olarak Ağustos başlarına Mehmet’in komaya girdiğini, çoklu organ yetmezliğinden ötürü bedeninin iflas ettiğini öğrendiğimde, daha yeni yeni fena haberini aldığım başka bir arkadaşım geldiydi aklıma. O da “organ bulunamayacağını” anlayınca her şeyden vazgeçmiş, ölümünü beklemişti açıklanamayan dirayetiyle. Ama Memed’im Memed’im Ördekçi’m neler görmüş geçirmişti, o başkaydı. Feleğin çemberinden ayrı, işkencenin dibinden ayrı geçmiş; babasını, kardeşini gömmüş; bir sürü bedeni zafiyetine rağmen ruhen hep dinç, sağlam ve “ayakta” durmuştu. Direnmek eylemini, madden manen ben Memed’imden öğrendim. Ben basit gündelik tersliklerden şikayetçiyken, o, müthiş bir sağduyu ve kabullenişle, nam-ı diğer ermişlikle “Bak Garine…” diye başlayan cümleleriyle beni yatıştırabilmişti. En son, onu ayakta, sağlıklı görmemiz, babamın cenazesinde Şişli’de kabristanda olduydu. Gelmiş, var olsun (ruhen en azından). Sarılıp sarmalanmıştık. Acıların mağmasından geçmiş adama, 80 yaşında, kanserin 4. evresindeki adamın ölümünden ötürü duyduğum hüzünden bahsetmem abesle iştigalden başka bir şey değildi elbet ama o, Memed’im Memed’im Ördekçi’m, büyük, o kocaman olgunluğu ile dinlemişti, teselli etmişti yine de beni.

Bir de topik maceramız vardı Memedim’le. Efendim, muhtemelen editörlük yaptığı dönemler olmalı. Taksim’de bir seyyar satıcıda topiğe rastlıyor. Çok merak ediyor, almak istiyor ama cebinde para zaten sınırlı, artı o topik öyle bir pahalı ki, içine dert oluyor. 2009 yazında, yaz şartlarında dışı cıvımış bir topiğe bile tapmışlığı vardır. Hayır, “Biz topik severiz, Ermeni komşularımız vardı bizim, ne güzel günlerdi” kıvamında değil de, daha ziyade yokluk günlerinde içinde yer etmiş bir eksikliği tamamlamanın verdiği bir “topikseverlik” idi onunki. İyi ki de yemişiz…

* * *

‘Egobur’ insanların hedefinde

Diğer bir Mehmet’in, Mehmet Demir’in deyişiyle, egobur insanların hedefinde olmuştu Memed’im Memed’im Ördekçi’m hep. Hastalığında da, sağlığında da. Hatta komaya girişini bile “Para toplamak için numara yapıyor” basitliğine indirgeyen kifayetsiz muhterisler olmuş. Bende bloklandıkları için haberim dolaylı yoldan oldu. Mehmet Ördekçi, siz, ben gibi basit, sade, sıradan bir insandı. Öyle ne müride, ne taraftara, ne de tarafa ihtiyacı vardı. Kanmayın bu çirkin egoburların yazılarına, yaymayın, adını dahi anmayın, hem Mehmet Ördekçi’nin, hem sokakta rastlayabileceğimiz kadar sıradan yurdum insanının, hem de benim Memed’im Memed’im Ördekçi’min anısına saygısızlıktır bu.

Gidişi ile yokluğunu anladığımız insan, varlığı ile gereksizliğini farkettiğimiz insandan çok daha kıymetlidir elbet. Hele ki söz konusu insan, tüm varlığını, sonsuz içtenliği ile kaleme dökmüş, her anını, her anısını, tüm samimiyeti ile bize sunan biri ise, siz siz olun, kanmayın ağzından kanalizasyon pisliği akıtan insan müsvettelerine.

Mehmet Ördekçi ve onun gibiler, ölümünden sonra dahi hep iyi anılmayı hakedenler yani; bizlerle, biz, sevenleri ile sonsuza kadar olmasa da en azından biz ölene kadar yaşayacaklardır. İnsanı kıymetli kılan da, yaptıkları, ettikleri ile kıytırık hayatlarımızda bu şekilde temiz, güzel ve yaşadıkları tüm kötülüklere rağmen iyilikleri ile yer almalarıdır.

Dolayısıyla, iyi ki vardı Mehmet Ördekçi, iyi ki teğet geçmiş hayatlarımıza ve iyi ki tanımışız onu şu kısacık ama çok yoğun hayatında. Hayatını işkenceler ve hapishane soğuklarında geçiren; ayağı halı ile on yıllık mahpus hayatı sonrasında temas eden bir insanın gözyaşına inanın, samimidir o gözyaşları çünkü.

Mehmet Ördekçi’yi önce devlet, sonra hayallerini gerçek etmeye yetemeyen bizler öldürdük, el birliği ile olmasa da, ‘aramıza hayat girdi’ğinden ötürü. Keşke sevdiklerimizi öldükten sonra değil de ölmeden önce mutlu edebilsek gönlümüzce…

İyi ki vardın Mehmet Ördekçi…

İyi ki tanımışız seni…

* * *

Kaynak: AGOS

11 Nisan 2019 günü Kenan Yenice, Garine Seropyan, Mehmet Ördekçi, Jale Mildanoğlu ve Zeynep Ayla

Sefaköy Ördekçi Malikanesi 

Ya o gun gelirse (16.04.2007)

Standard

Birine ‚elveda’ demek mi zor yoksa ‚görüşürüz’ demek mi? Ya görüşürüz dediğin kişiyle bir daha görüşemezsen?

Bayram ziyaretlerinde ev ziyaretlerinden çok mezarlık ziyareti yapmak zorunda kalıyorsa insan, artık ölüm hakkında düşüncelere, hem de en kötülerine sahip olması kaçınılmazdır.
Read the rest of this entry

Anahid Terziyan, Anne Yarı’m

Standard

“Ölüm hayatın en büyük gerçeği de olsa nasıl yakışmıyor dünyaya…
Geriye gerçekten yaşayabildiğin zaman dilimi içinde “nasıl” yaşadığından başka sonuç kalmıyor… ”
(İclâl Aydın)

Ölümlerle yoğrulmuş bir toplumun en açık yaralarıdır ölüm haberleri. Her ölümde eksiliriz biz. Her gidenle bir parçamız daha giderken, ölümü kabullenmeyi, büyümek, olgunlaşmak, pişmek olarak adlandırsa da lügatlar, apaçık bir eksilmedir bu. Hem de ne eksilme…
Read the rest of this entry

Hayat Arkadasi (11.01.2007)

Standard

Hayat Arkadasi

Insanin beraber yaslanmak icin sectigi ve hayatini ‚sonsuza kadar’ birlestirdigi insana verilen bu ismin altinda hep daha derin bir anlam aramisimdir. Insan cok badireler atlatir hayat arkadasiyla. Once arkadaslik, flort, icabinda ailelere baskaldiri, sonra evlilik, telas, coluk cocuk derken yillar gecer. Cok guzel, cok zor, neseli, huzunlu her turlu zaman gecer beraber. Ve bir gun ‚o gun’ gelir. Insanin hayatini beraber sonlanacagini dusundugu, aksi bir dusunceyi aklina bile getirmedigi o ‚hayat arkadasi’ artik hayatinda yoktur. Tum guzel gunler gecer hep insanin aklindan. Kavgalar, hastaliklar, cekilen acilar, kotu olan hersey unutulmustur. Cemberimde Gul Oya dizisinden hatirliyorum insan sevdigi insandan ayrilirken hep iyi seyler kalirmis aklinda, kotuleri unuturmus. Iste oyle olur sanirim insan hayat arkadasini artik yaninda goremediginde…

Kac gundur kotu ruyalar goruyordum. Hep ailece hayatimizda onemli yeri olan, akrabamiz olmasa da akrabadan yakin insanlarin ölüm haberlerini aldim son 1 senedir. Ozellikle de son 3 tanesi surpriz olmamasina ragmen cok canimi acitti. Biri bana ‘berbat suleyman, erkek fatma’ adlarini takan Kirkor Amca. Arno dogdugu zamanlarda birgun isine giderken yolda vefat etmis. Babam geldiginde kotu haberini getirdi. Yillardir gormuyordum. Dugunume de gelememisti. Yillarini yasli annesiyle gecirmis, o öldükten sonra da tamamen icine kapanip herkesten soyutlamisti kendini. 70li yaslari yeni geride birakmisti. Son son babamlarla bir arkadas toplantisinda ‘bunu daha SIK yapalim, birdahaki sefere yine burda toplanalim ama aramizda eksik olmasin insallah’ demis basina gelecekleri hesaplamis gibi. Birkac gun sonra kotu haberi gelmis….

Ardindan sevgili Hagop Ayvaz. Arno’nun vaftizi icin Istanbul’dayken artik iyi olmadigini, yatakta, hicbirsey yemeden yattigini soylediler. Gidip gormek, Arno’yu goturmek istedim. Es dost ‘gitme, sen onu eskisi gibi hatirla’ dediler. Kendi torunlari ziyaretine gittiginde surekli uyuyormus. Ben de gitmedim. Taa ki son gun gelip annemin ‘ben gittim gayet de iyiydi, seni sordu’ dedigi ana kadar aklima hic kotu birsey gelmemisti. Sonra kotu bir his kapladi icimi. Ama maalesef ucak saatimiz gelmisti ve gercekten vakit kalmamisti. Biz dondukten 2 hafta sonra kaybetmisiz sevgili Hagop Ayvaz’i. Kendine yakisir bir cenaze toreniyle kendine yakisicak, yillar once hazirlattigi tiyatro sahnesi seklindeki mezarina gomulmus. Bu olaydan sonra gunlerce uyuyamadim vicdan azabindan. Son gorevimi yerine getirmemistim….

Gecen gun de annemin arkadasinin 99luk annesinin ölüm haberini aldim…

Biliyorum, hepsi de yasli, hepsi de bu hayattaki gunlerini doldurmus insanlar. Ama yine de ölümün iyisi yoktur iste. Tum bu insanlari niye anlattim… Onceki Cuma kotu bir ruya gordum. Once Kirkor Amcayi gordum, hayattaydi, Yesilkoy’deki evinin onunde. Ama benle konusmuyordu. Sonra Hagop Ayvaz’in doktoruyla (sanirim bir eczaciydi) tartisiyordum. Oysa ki doktorunu taniyorum, rahmetli Roza Yaya’min da doktoru, ama ruyamdaki o degildi. Megerse yapilan tetkiklerde yanlis teshis ve yanlis ilac kullanimi sonucu ölmüs Hagop Ayvaz ruyamda. Uzun uzun aglaya aglaya doktorla tartisiyorum ruyamda. ‚Ben bile bu halimle anlardim durumu siz doktor olarak nasil teshis koyamiyorsunuz o kadar egitiminizle’ diyorum doktora… Sonra da Marlen’in mamasi geldi ruyama… Daha sonra ruyam kabusa donustu. Babami gordum, sonra da kapali biryerde vucudunun sag yarisi olmayan uyusturucu bagimlisi bir genc o haliyle beni öldürmeye calisiyordu…

Cok kotu uyandim ertesi gun, cumartesiydi. Icimde tarifsiz bir SIKINTI, aciklayamadigim bir uzuntu kaplamisti. Taa ki o uzerinden 2 gun gecene kadar anlayamadim bunun sebebini. Tum mumkun yaslilari arastirdim, cok sukur ölen yoktu! Taa ki….

Pazartesi aksamustu ise gitmeden once Alia’nin annesiyle konusuyordum. ‚Haberin var mi?’ dedi. Sirtimdan assagi kaynar su akti sanki… Korkarak sordum ‚neyden haberim var mi?’ diye. Yan komsum.. Ispanyol yasli bir cift. 5 yildir komsuyuz ama Arno dogdugundan beri konusmaya basladik. O zamana kadar cok SIK gormezdim calistigim icin. 5 torunlari varmis. Kadin 75 kocasi da 70 yasindaymis. Kadin her sabah kocamin ise gittigi saatte cikar kizina gider. Tornuna bakmak icin. Hafta ici her gun yapar bunu. Arno’yu gordugunde deli olur. Dogum gununde hediye getirdi hic beklemedigim halde. Sasirtip durdu beni 1 yildir. Herkese Arno’yu anlatiyormus cok guleryuzlu, cok sevimli diye. Neyse… Bn. Ramos’un kocasini yillardir toplam 4-5 kere gormusumdur. Adamin astimi varmis ve yillardir depresyondaymis. Cok sonralari ogrendim bunu. Kadini her gordugumde sorardim kocasi nasil diye, hep ‘kotu, hic evden cikmiyor, depresyonda, astimi da var, nefes alamiyor, cok kotu’ derdi. Iste benim o ruyalari gordugum gecenin sabahi adam ölmüs. Ben Cumartesi calistigim icin evdeki hareketi farketmedim, o gun cenazesini almislar vs vs vs. Eve geldim, oturdum dusundum saskin saskin. En az 40 yildir beraberler bay ve bayan Ramos. 2 koca cocuklari, ugruna deli olduklari 5 torunlari var. Kimbilir neler yasadilar, gorduler gecirdiler beraber. Iste herseyi yasadiklari o evde artik bayan Ramos yapayalniz yasayacak. Kocasiyla konustugu, beraber oturup tv izledikleri, iyi-kotu anlarini hep beraber gecirdikleri o evde sadece duvarlar ve bayan Ramos kalacak. Cok icim acidi. Her ölüm kotu etkiler beni. Gunlerce uyuyamam, kabuslar gorurum, dengemi yitiririm ben her olumde. Ama bu sefer daha kotu oldum. Empatiyi hemen ve cok yogun yasadim. Hep aklima kotu seyler geldi. Ya ben de bir gun yalniz kalirsam… Ya o gun geldiginde ben yalniz kalamayacak halde olursam… Ya hayat arkadasim benden once hayatimdan cikarsa… Ben ne yaparim…

Adi ustunde, hayat arkadasi. Onsuz olabilecegim fikrini bile aklim alamiyorken o gunun gelecegini dusunmek oyle zor ki. Yan kapimda Bn. Ramos sessiz sessiz hayat arkadasina aglarken ben de burda onun icin agliyorum. Cenaze yarin kalkacak. Gitmeye korkuyorum ama bir son vazifemi daha kacirip vicdan azabi yasamaktan daha cok korkuyorum.

Kiymetini bilin hayat arkadasinizin… Arkadassiz hayat eminim cok zor olacaktir…

11.01.2007