Ne kadar zordur biliyor musun yazmayacağım demek, hemen sonrasında da dayanamayıp, “ama… ama… ” diye başlayıp, çok öfkeli görünen ama aslında acı dolu, mutsuz bir umutla yazmak zorunda hissetmek? Sürekli kendini ifade etmeye çalışırken, karşısındakinin, insanı hep yanlış noktadan yakalayıp şah-mat etmeye çalışmasını engel olunamayan, tarifsiz bir öfkeyle izlemek zorunda kalıp sonunda kendini sessizliğe gömmek zorunda kalmak? Read the rest of this entry
Author Archives: Garine
Teskeresi olmayan bir askerlik: Gurbet
Teskeresi olmayan bir askerlik: Gurbet
(Üstelik ne zorunlu, ne bedelli; gönüllü)
Gecenin bu saatinde, hasta insanı yatağından kaldırıp iyileştiren, hatta çay faslını kapattırarak numune konyağı açtırıp içirten, bir de sigara yaktıran, uzaklardan, taaaa uzaklardan gelen bir sestir ancak. Hekimden sorma, çekenden sor diye boşuna dememiş atalarımız. Gurbettekinin halini ancak gurbetteki anlar da birbuçuk saat boyunca eskilerden konuşturup ağlatabilir ancak. Bunu başarabilen bünyeye de gurbet kuşu denir. Ne demeli, düşürenlerin gözü çıksın… Göremesem de duyduğuma sevindim derim, bir derin nefes alıp klavye başına geçerim sayesinde.
Doğum Günü
Doğum günü, hep güzel anılan gündür. Hele de doğan canından daha cansa… Read the rest of this entry
Ölüm
“Düğün ve cenaze işte… İşte hayat böyle bir şey… Elbette ki çok özleyeceğiz, elbette ki unutmamız sözkonusu değil, yani o kadar çok şey paylaşılmış, ama neticede herkesi bekleyen malum son, er ya da geç hepimizi bulacak… Tabii ki hasret çekiyoruz, tabii ki özlüyoruz, bir de çok kıymetli zamanlar paylaşmışız, birlikte üretmişiz… Yapacak bir şey yok işte, doğanın dengesi karşısında insanın çaresizliği bu. Ya çakacağız bir gün bütünüyle, ya da çakana kadar gözümüzün yaşı böyle akacak… Olgunlukla karşılayacağız, olgunlukla… Öyle ya da böyle hayat öğretiyor zaten, olgun olacağız… Çünkü neticede çok farklı bir şey değil zaten, bugün yanına düşen yarın sana düşüyor. Yani hayat böyle bir şey. Ve eşsiz, kusursuz, mükemmel bir devinimi var, yani yeni bir kusur da bulamazsın, kusursuz bir şey… Sen ben anlayamadığımız için böyle çırpınıyoruz işte… ” (Sezen Aksu)
Read the rest of this entry
Özlemin günü saati mi olur?
Yıllardır görüşmediğin eski dostunla ilk karşılaşmanda araya yıllar girmemiş gibi sarılabiliyorsan, aranıza iki günlük ayrılık girmiş dostun sandığınla da ilk karşılaşmanda aranızda buzdan dağlar olabilir. Yani, ayrılığın süresinden çok şeklinin, acının ve hüznün niceliğinden çok niteliğinin insanı yıkmasıdır bu… Buluşmaya ay, gün, saat, dakika sayarken, artık buluşamayacak olmanın üzerine eklenen saat, gün ay ve mevsimleri sayar hale gelmek… Hayata gülümsemeye çalışırken insan, sahte gülüşünün yüzden çok yürekte donakalması… Read the rest of this entry
Vakıflıköy ve Hergel’ler
Vakıflıköylü Misak Hergel ve sevgili eşi Armenuhi Hergel’in muhabbetleri ve türküleriyle şenlendirdiği Kulaktan Kulağa programı ve programda bahsi geçen evladiyelik, tarihi iğne oyaları… Bonus olarak da bir klip.
Read the rest of this entry
Kadından Mektup Var
Ve aleyküm selam arkadaşım…
Sen bu satırları okurken, senin de benim de nerelerde olduğumuz ve mesafe malum. Haliyle, vaziyet çok klasik bir mektup başlangıcı yapmaya ziyadesiyle müsait. Anladın? Öncelikle sen ve diğer büyüklerin ve de küçüklerin gözlerinden toptan bir öpüveririm.
Read the rest of this entry
Karmakarışık 4
Dönememek
“Gitmekle gitmiş olamazsın; Gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.”
C. Süreya
Eğitim Şart – 2
İlk yazıda ne kadar güzel bir tablo boyamıştık değil mi İsviçre’deki okullarla ilgili? Şimdi de madalyonun öteki yüzünü çevireceğiz hep beraber… Hani herşey güllük gülistanlık ya, hani (belki de) dünyanın en medeni memleketinde en medeni, en fikri hür, vicdanı hür, en otonom ve olgun insancıklar yetiştiriliyor ya, herşey şahane ya okullarda, hani hepimizin minik minik Heidi’ler olup İsviçre’de okula gidesi geldi ya, işte şimdi size itiraf ediyorum, ilk yazı aslında bildiğimiz cehennemin reklamıydı. Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği deliğe, doğrudan, kıvırmadan…
Eğitim Şart – 1
Malum, gurbet kuşunun kendinden çok hatta kendinden öte düşündüğü tek varlğı evlatlarıdır. Hani tüm bu gurbet travmalarının sebebi kendisiyken, bari sonucun hayırlı olacağı birilerinin olması önemli, ki çocukların iyi şartlarda yaşaması, hatta kısaca YAŞAYABİLMESİ, bu kadar acıyı çekilir hale getirebilecek tek sebeptir. Yani, “madem çekiyoruz bu zulmü, bari birileri sefasını sürebilsin” derken içten içe, yaşama sebepleri uğruna katlanılan gurbet zıkkımı bir mana kazanır.