Tag Archives: veli sacilik

İsyanımdır!: Veli Saçılık Olayı II

Standard

“Biz sizi her gördüğümüzde televizyonda anıyoruz Hikmet Bey… Her gördüğümüzde sizi anıyoruz.”

(Aslında bu başlığı ‘Hikmet Sami Türk olayı’ olarak değiştirmek gerekirdi ancak olayın vehametinin muhatabı kendisi olmadığından yine Veli kardeşimin ismi başlık olsun istedim.)

Girizgâhımız aynı sayın okur. Unutturmamak adına bir hatırlatma: Lütfen bu satırları okurken, karşınızda, kolu, insanlığını kaybetmiş görevliler tarafından bilinçli, vicdansız ve duyarsızca bir kepçe darbesiyle insafsızca kopartılmış; kurtarma ihtimali varken, o kol günler sonra bambaşka bir şehirde bir köpeğin ağzında bulunmuş, ve bu eksikle on yılı aşkın bir süredir isyan etmek yerine, tüm umudunu dışa vuran gülen yüzüyle yaşamaya devam eden, olan biten (veya bitemeyen!) herşeye rağmen hayatını yeniden kurmuş, bugünlerde ise yaşadığı her şeyi geçmişte bırakmaya çalışarak bu dünyaya ve bu ülkeye bir yeni can katmanın sevincini yaşaması gerekirken kolu her gün tekrar kopartılmaya çalışılan biri olduğunu her kelimede hatırlayın ve okumanız bittikten sonra da hiç unutmayın!

Bir insan haksızlığa uğradığında, beşer şaşar diyerek geçiştirilemeyecek durumlar vardır. Kazalar, hatalar, dalgınlık sonucu yapılan gaflar, devrilen çamlar… Hepsi bir şekilde affedilebilir, ve hatta kişi az biraz polyanna ise geçiştirilebilir bile. Zamanla unutulur, acı, kötü anının ağırlığı hafifler ve gün gelir bununla yaşamaya alışır insan. Hayat devam etmeli çünkü. Veya daha afilli bir deyişle ‘show must go on!’

Öyle acılar vardır ki, yeri geldiğinde yas bile sona erer, matem elbiseleri dolaba kaldırılır, ama bazı acılar unutul(a)maz. Unutturmak isterken bazı güçler, plan geri teper ve insanın kafasına vura vura hatırlatılır olan biten. Ve kurban ‘daha dün gibi…’li cümleler kurmaya başladığında ister beş, ister on, isterse yirmibeş yıl geçmis olsun üstünden; hatta bir asır bile devrilmiş olsun takvimlerde, acı yine közlenir, yaranın kabuğu düşer ve gazlı bezle bastırsak da, yara kanar umarsızca. Akan kanın yerini akan gözyaşı alır, hatırlanan kötü günler alır ve nihayetinde depreşir herşey.

Veli, tanıdığım ve duyduğum kadarıyla hayata çoğu insandan daha pozitif bakabilen bir kardeşim. Evet kardeşim. Sadece haksızlığa uğradığı için değil, günlük hengamede olmadık sorunlari dert ettiğimde, veya karşımdaki eften püften bir dertle ağladığında, ağzımdan, ve hatta yüreğimden dökülen ‘hade leyn!’in sebebidir Veli. Acı acıyla kıyaslanamaz, herkesin acısı, üzüntüsü kendine ağırdır elbet ama karşınızda kolu koparılmış bir insan hayata gülümseyebiliyorsa, günlük dertlere hayıflanma hakkınız, hakkımız yoktur!

Veli ve Solmaz önceki sene evlendiler. Ben onlari tanıdığımdan beri de gördüğüm en mutlu çift olarak kazındılar beynime. Ocak ayının beşinde de çekirdek ailenin hakkını vermek adına Feraye’m katıldı o sıcak evlerine. O şimdi tamı tamına altı aylık bir bebek. Dile kolay, koskoca altı ayı devirdi Feraye’m. Veli ve Solmaz, gördüğüm ender ‘sahici mutluluğa sahip’ ebeveynlerden. Feraye’ye de bulaşmış olmalı bu mutluluk ki çok ama çok güzel gülümseyen, kahkaha atan, müzikten de anlayan bir bebecik o. Mesafelere aldanmayalım, elimde doğdu Feraye benim. Binlerce kilometre ötemde olsa da elimde doğdu, günbegün olmasa da sıklıkla takipçisiyim büyümesinin. Yediği her lokmadan, attığı her gülücükten haberdarım anlayacağınız.

Bu kadar mutluluk içinde buyurken Feraye’m, geçenlerde akıllara ziyan bir olay yaşadı. O henüz farkında değil, ama dağ gibi, taş gibi duran Veli ve Solmaz’ın kızı o! Hani, biri canımızı yakar da, karşımıza çıkacağı ani hayal edip nasıl ‘giydireceğimizi’ planlarız da, karşımıza çıktığında yelkenler suya iner ya, işte acizliğimiz suya inen yelkene inat su yüzüne çıkar. Ama dedim ya, dağ gibi taş gibi Veli ve Solmaz. Onlara böyle olmadı, olmamış…

Bir ‘bebek gezdirme’ seansı esnasında Veli ve Solmaz, dönemin adalet bakanı ve en kaba tabirle, Veli’nin kopan kolunun doğrudan sorumlularından biri olan Hikmet Sami Türk’le karşılaşıyorlar. Zatı muhterem, seçim gezmelerine çıkmışmış. Kısa ve manasız özgeçmişine baktığımda en canımı acıtan (ve bu yazıyı okuyan sağduyulu her okurun canını acıtması gereken) ise 1997’de İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olmasıydı. Traji komik, hatta kahpece bir tesaadüf olmalı bu. Acı bir gülümsemeyle yazıyorum bu yazıyı da. İnsan haklarindan sorumlu devlet bakani yahu, boru değil! Hayata dönüş operasyonunun başrol oyuncusu, zamanında insan haklarından sorumluymuş… Peh!!!

Neyse… Geçelim… Allah‘ın işine akıl ermez ne de olsa!

* * *

Bu karşılaşmanın detaylarını ve konuşmaları okuduk, dinledik. Birinci ağızdan ve bellekten aktarmak istedim tekrar. Yayınlananlardan daha çarpıcı geldi çünkü.

Veli ve Solmaz, Feraye’yi kanguruda kucakta taşıyorlar. Kanguru Veli‘de. Bilmeyenler için, kanguru, bir sırt çantasının önde taşınanı ve bir bebek taşıma aracı. Bebek, ebeveynle ten temasından kesilmeden kucakta, fazla da yormadan taşınır bu araçla normal şartlar altında. Ancak tahmin edersiniz ki bir kolu olmayan bir insanın sırt çantası taşıması ne kadar zahmetliyse, önde altı aylık bir bebek ağırlığıyla taşımak daha da zordur. Baba işte, taşımak istiyor, Solmaz da Veli’ye takıyor kanguruyu. Tam o esnada Solmaz, karşıdan gelen H.S.T’ü farkediyor ve tahmin edebileceğim bir heyecanla (pozitif manada kullanmıyoruz burada heyecan kelimesini) Veli’ye ‘Veli, gelene bak’ diyor. Veli ise, tahminimce Cevdet Bey’e seslenen Apkar’ın sesiyle sesleniyor ‘Hikmet Sami’ diye.

Bilmeyenler için bir parantez: Henri Verneuil’ün kendi hayatını ve 1915 felaketininin vehametini, en çarpıcı şekilde, bir çocuğun gözünden (ki o çocuk kendisi, anlattığı da kendi hikayesidir) gösterdiği 1991 fransız yapımı ‘Mayrig’ adlı filmin bir sahnesi şöyledir. ‘Toplanıp’ bir çölde yarı çıplak, kirli, dağımış bir biçimde yürütülen onbinlerce (ki son kilometrelerde sadece onlarcası ayakta kalabilecektir) insancağızın ayaklarının yara bere içinde olması konvoydaki Apkar’ın zoruna gider ve daha sonra kendisine ödül olarak nal çaktıracak komutana seslenip şikayetini dile getirmek ister. İşte bu psikolojik baskı altında, Apkar önde atla ilerleyen komutana ‘Cevdet Beeeey’ diye haykırır kalan tum sesiyle.

İşte bu ruh halinin yansımasını seslendiren Veli kardeşimin sesi kulağıma kadar geldi ‘Hikmet Sami’ diye haykırırken o. H.S.T ise, kendini seven ve destekleyen seçmenlerinden birine rastlamış olmanın sevinci ve gururuyla elini uzattı… Kolu olmayan bir adama, sayesinde kolu koparılan adama elini uzattı H.S.T !!! Diyaloglara dahi gelmedik daha, dikkat. Olayın vehameti yüreğinizi daraltmadı mı daha? Kolunu kopardığı adama elini uzatmak…

Devam edelim…

Veli uzanan eli gayri ihtiyari sıkıyor. Kendini hatırlatıyor:

– Beni hatırladınız mı? Adım Veli Saçılık.

– Yok hatırlayamadım.

Bu esnada yanlarındaki koruma ve birçok görevli konuşmaya şahit. Konuşmanın devamından ne malzeme çıkar diye merakla dinliyorlar, izliyorlar. Veli’nin sakin konuşmasına etraftakiler acıyan gözlerle bakıyorlar. Veli devam ediyor ‚hatırlatmaya‘:

V.S: Nasıl hatırlamazsınız? Benim kolumu kopardınız.

H.S.T: Yok öyle birşey olmadı.

S.S: Nasıl olmadı görüyorsunuz halini bebeği nasıl taşımak zorunda…

V.S: 2000 yılındaki hayata dönüş operasyonunda cezaevlerine operasyon düzenlediniz o operasyonda kepçeyle kolumu koparttınız.

H.S.T: Öyle birşey olmadı.

S.S: Sizi her gördüğümüzde televizyonda, anıyoruz Hikmet bey… Her gördüğıümüzde sizi anıyoruz.

H.S.T: Yok öyle bişey olmadı cevaevlerinde isyan vardı isyanı bastırmak için operasyon oldu.

Sizce çok mu tehlikeli görünüyorum?

Ve Veli can alıcı soruyu tokat gibi sorar. Kucağında bebek, tertemiz bir yüzle ve en sakin insani tavrıyla:

V.S: Sizce çok mu tehlikeli görünüyorum?

H.S.T: Niye öyle olsun tabi görünmüyorsunuz. (Solmaz’a dönerek olayı anlatmaya çalışır)

S.S: Biz dışardaydık, beni kandırabilirsiniz belki ama eşimi nasıl kandıracaksınız? O bunları birebir yaşadı içerde ne olup bittiğini biliyor.

H.S.T: Ama sorumlular cezalandırılmıştır.

S.S: Hiçkimseye bişey olmadı ama bakın biz bu haldeyiz.

V.S: Kepçe operatörü dahil kimse ceza almadı bende AIHM’ne başvurdum.

H.S.T: Umarım kazanırsınız hakkınızı alırsınız…

Devamını şöyle yazıyor Solmaz:

„Veli yandakilere döndü, sıcak bir ifadeyle kolay gelsin dedi. H.S.T., korumalar, yanlarındaki kadın görevli filan gülümseyerek uğurladı bizi. Sakince yolumuza yürüdük. Onun arabasına binip binmediğini bile görmedik.“

* * *

İşte böyle sayın okur! Kısaca yazmaya çalışarak uzatmak böyle oluyor. Özel bir yetenek gerektirmiyor aslında. Olayın vehameti ‚kısaca‘ nasıl anlatılır bilemedim sadece. Bu yüzden gözden kaçan detaylarla duyurmak istedim. Olan bitenin üstünden aylar geçti, unutuldu gitti belki de büyük çoğunluk tarafından ama hatırla(t)makta fayda var aradan vakit de geçse. Unuttukça bir sonraki acımız bir öncekini hatırlatacak çünkü.

* * *

Not: Tam da 5 Temmuz günü, olayların yıldönümünde AİHM karar verdi: Tutuklulardan Veli Saçılık’ın kopan kolunun bir köpeğin ağzında dolaşması görüntüleriyle hafızalara kazınan operasyon sonrasında 24 kişinin başvurusunu karara bağlayan mahkeme, Türkiye’nin “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kötü muamelenin yasaklanması ve etkili soruşturma hakkıyla ilgili 3. maddesini ihlal ettiğine” hükmetti. AİHM, başvuru sahibi 24 kişiye 20’şer bin euro tazminat ödenmesini kararlaştırdı.

AİHM, Veli Saçılık’ın kişisel başvurusuyla ilgili kararını ise Türkiye’deki tazminat davalarının devam ettiği gerekçesiyle, ileri bir tarihte vereceğini duyurdu.

İsyanımdır!: Veli Saçılık Olayı

Standard

Lütfen bu satırları okurken, karşınızda, kolu, insanlığını kaybetmiş görevliler tarafından bilinçli, vicdansız ve duyarsızca bir buldozer darbesiyle insafsızca kopartılmış; kurtarma ihtimali varken, o kol günler sonra bambaşka bir şehirde bir köpeğin ağzında bulunmuş,  ve bu eksikle on yılı aşkın bir süredir isyan etmek yerine, tüm umudunu dışa vuran gülen yüzüyle yaşamaya devam eden, olan biten (veya bitemeyen!) herşeye rağmen hayatını yeniden kurmuş, bugünlerde ise yaşadığı her şeyi geçmişte bırakmaya çalışarak bu dünyaya ve bu ülkeye bir yeni can katmanın sevincini yaşaması gerekirken kolu her gün tekrar kopartılmaya çalışılan biri olduğunu her kelimede hatırlayın ve okumanız bittikten sonra da hiç unutmayın!

 

Tarih beş Temmuz ikibin. Burdur cezaevinde terör suçlularının kaldığı iki koğuşta olaylar çıktı. İzmir’de bir dava için ifade vermeleri gereken onbir tutuklu, ifade vermemek için isyan başlattı. Mahkumlar, kaldıkları iki koğuşun kapısını kapattı. Ama güvenlik güçleri, koğuş duvarlarını yıkarak mahkumlara ulaştı. Duvarları kepçe darbeleriyle yıktılar. Operasyonda altmıştan fazla kişi yaralandı. Yaralananlardan biri de Veli Saçılık’tı. Duvara inen kepçe darbeleri Saçılık’ın kolunu kopardı. Kopan kol, yerine dikilmek için alınacağı yerde çöpe atıldı. Bir köpeğin ağzında bulundu. Veli Saçılık gazete ve bildiri dağıttığı gerekçesiyle örgüte yardım suçlamasından tutukluydu. Bu davadan beraat etti ama koparılan kolu için hukuk mücadelesini sürdürdü. Saçılık beraat kararından sonra girdiği sınavı kazandı. içişleri bakanlığı nüfus işleri genel müdürlüğünde memur oldu. Adalet ve içişleri bakanlıklarına karşı açtığı davada 150,000 lira tazminat almaya hak kazandı. Saçılık’a tazminat ödendi, ancak bu arada danıştay kararı bozdu. Cezaevi olayları nedeniyle açılan dava zamanaşımına uğradığı halde, danıştay ‚cezaevi isyanı davasının sonucu beklenmelidir‘ dedi. Dosya son olarak Isparta idari mahkemesine geldi. Mahkeme, Saçılık’ın örgüt üyesi olduğunu ileri sürerek, tazminatın faiziyle birlikte geri alınmasına, mahkeme masraflarının da Veli Saçılık’tan istenmesine karar verdi. Devletin istediği para 500,000 liraya ulaştı. Veli Saçılık, koparılan kolunun üzerine bir de borçlu çıktı.

* * *

Biz bu ülkenin tarihinde çok gördük, hala da görmeye devam ediyoruz bir insanın, insanlıktan çıkmış zihniyetliler tarafından defalarca öldürüldüğünü. Katlettikleri yetmezmiş gibi, ölüsünü bile kıvrandıran resmi ve gayri resmi merciler ve kişiliklerini kaybetmiş kişiler, ölülerin ruhunu da katletmeye devam ederler bu vicdansızlıklarıyla. Ölülerin ruhunun huzur bulmasının sağlanması, hem dini hem de insani bir gereklilik ve hatta mecburiyetken, bunun aksinin yapılması ve bu eylemin bıkmadan onyıllarca sürdürülmesi hiçbir vicdana sığmaz, sığamaz. Her demeç, her mahkeme kararı, açılan her yeni davayla ruhlar bir kez daha katledilirken hangimiz sessiz kalabilir ki? Hele bir de bu yapılanlar öldüremeyip süründürdükleri insanlarımıza yapılıyorsa, işte o zaman sesimiz yükselmeli, çığlıklarımız duyulmalıdır insanlığını unutmuşlar tarafından.

İşte bu yüzden çok önemlidir Veli Saçılık Olayı’na sessiz kalmamamız!

Veli Saçılık 5 Temmuz 2000 tarihinde tutuklu bulunduğu Burdur cezaevinde çıkan ‚isyanları bastırma operasyonu‘ sırasında kolunu kaybetti! Bu vahim olay, bu korkunç ve bir o kadar da korkutucu acı, bu denli basit bir cümleyle ifade edilememesi gerekirken, yapılanlar, kana susamışları kesmemiş olacak ki bir dozer darbesiyle kopartılan kol günler sonra Isparta’da bir köpeğin ağzında bulundu!

Veli Saçılık ve eşi için beş Temmuz, katılamadıkları bir arkadaş toplantısı için ‚iki elim kanda olsa da katılırdım, gerçi biri kanlıydı ama…‘ gibi bir nükte ile geçiştirilmeye çalışılan bir günün tarihidir. Çünkü, unutmaya çalıştıkça hatırlanan her acıya yapılması gerektiği gibi, dalga geçerek bir gülümseme konusuna dönüştürülebilmelidir bu konu da… Olay şakaya vurulurken, kan ağlayan bir ‚iç‘in dışa akıtılmayan gözyaşlarıdır bu sözler aslında.

* * *

Yazımı, haklı isyanını bile sessizce haykıran, resmi mercilere bu kadar yıl sonra bile hala kendini ifade etmeye çalışan Veli kardeşimin kelimeleriyle bitirmek istiyorum. Yapanlara, yaptıranlara ibret olsun diye, hiç olmazsa bir kişinin, sadece bir kişinin insafa gelip adaleti, insanlık adına yerine getirmek için bir girişimde bulunacağını umarak, yine de ümitle, yine de insanlığa inançla…

Bu memleketten onyıllardır süregelen adaletsizlik, vandalizm ve yaptırımlarla nice Yorgo’lar, Agop’lar, Musa’lar, Dikran‘lar gitti, memleketine hasretle hep, altın kafes gurbete… Bırakın bari Veli’ler kalsın!

* * *

Bana yapılan eza bitsin artık. Bitmeyecekse gideyim bu memleketten.(*)

Beni 5 Temmuz 2000 yılında Burdur Cezaevinde yaşananlardan hatırlarsınız. Olayda koğuşa dalan buldozerle kolum kopmuş sonrasında da Isparta sokaklarında kopan kolum bir köpeğin ağzında bulunmuştu.  Olay olduğu günlerde babaşbakan Ecevit dahil bütün devlet yetkilileri idarenin kusurlu olduğunu ve gerekenin yapılacağı beyanatlarını verdiler. Durumu telafi etmek için de protez kol verdiler. İçişleri ve Adalet Bakanlığına karşı açtığımı Antalya 1. İdare mahkemesindeki tazminat davasını kazandım. 100 bin lira maddi, 50 bin lira manevi tazminat kazandım. Ancak Danıştay 10. Dairesi süren isyan davası olduğu ve onun sonucunun değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek karararı bozdu. Antalya İdare Mahkemesi Isparta da idare mahkemesi kurulduğunu söyleyerek davayı Isparta’ya gönderdi.

Isparta İdare Mahkemesi tazminat davamın reddine karar verdi. Daha önce Antalya İdare Mahkemesi benim kusurlu olduğuma dair hiç bir delil olmadığını ve can güvenliğimi devletin korumak zorunluluğuna vurgu yapmıştı. Yeni kararda ise devletin müdahale yetkisinden dem vuruluyor. En kötüsü kararda yalan yanlış bilgilerin olması. Güya ben yasa dışı örgüt üyeliğinden mahkûmmuşum, isyan davasın yargılanıyormuşum vb. Bir çok yalan yanlış iddiada bulunuyor. Ellerindeki dosyada yardım yataklıktan yargılandığım ve beraat ettiğim, isyan davasının zaman aşımından düştüğü bilgileri mevcut ama bunları görmek istememiş hâkim beyler. Kin kusuyorlar, Danıştayı bile dinlemiyorlar.

Hiç yok yere 2 yıl 6 ay hapis yattım, hiç yok yere kolum koparıldı ve bilerek dikilmesi engellendi, sonunda da kolum bir köpeğin ağzında bulundu. Tarifsiz acılar yaşadım. Şuan nüfus memuruyum, herkesin cebinde taşıdığı nüfus cüzdanını ben yazıyorum. Ama Mahkemeye bakarsanız “katli vacip azılı terörist“im. Sizce bu bana yaşatılan acıların hiç bir karşılığı yokmu? Adalet bu mu, bu kadar mı? On yıldır tek sorumlu mahkeme karşısına çıkarılmadı ve ben mahkeme kapılarında sürüne sürüne bir avukat kadar hukuk bilgisine sahip oldum. Bana yapılan eza bitsin artık. Bitmeyecekse gideyim bu memleketten.

Veli Saçılık

* * *

Not:  Oral Çalışlar’ın 30.06.2008 tarihli köşe yazısından bir bilgi:

Veli`nin kolu kopartıldığında dönemin Cezaevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun`du. 19 Aralık 2000 yılında 32 kişinin ölümüne neden olan 20 cezaevine yönelik operasyonun da etkili isimlerindendi.

Kopan kolla ilgili “Olayın sorumluları hakkında gereken yapılacak” diye demeç vermişti. Kendisi geçenlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğine atandı.

Danıştay 10. Dairesi tazminat kararını reddederken, “zararın oluşmasında zarara uğrayanın ya da üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır” ifadesini kullanmış. Veli Saçılık aylarca hapis yattığı davadan beraat etti. Direniş davası ise sürüyor. Veli Saçılık hiçbir mahkûmiyete sahip değil. Buna rağmen kazandığı tazminatı Danıştay kararıyla kaybetti…

Ali Suat Ertosun ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olarak görevini sürdürüyor…


(*) Veli Saçılık’ın basın kuruluşlarına yazdığı mektup.