Tam toparlanmak üzereyken bir yerden bir video çıkıyor “tesaadüfen” karşıma…
Tam toparlandım derken perşembe oluyor; ki başlı başına kocaman bir yokluk…
Tam toparlanmak üzereyken bir yerden bir video çıkıyor “tesaadüfen” karşıma…
Tam toparlandım derken perşembe oluyor; ki başlı başına kocaman bir yokluk…
Geçtiğimiz günlerde, hatta henüz İstanbul’dayken, duydum ki bu cuma akşamı (15 Mayıs) Sasunlular gecesi olacakmış. Ve yine öğrendim ki, peder beye sürpriz olarak bir plaket takdim edeceklermiş yıllardır kendilerine verdiği destek için. Adamın en büyük derdi, herşeyin insanoğlu ölmeden önce yapılmasıydı. Kısmet olmadı. Çok ani ve çok çabuk gitti çünkü.
Çok iyi bildiğim bir şey var ki, kendisi milletini çok seven bir ermeniydi. Yıllar önce en büyük hedefi bir gün Ermenistan’a gidip orada yaşamaktı ve Ermenistan’ın kalkınması için yapılacak her işe boyuna posuna bakmadan destek olmaktı. Kısmet olmadı. Ama hep Ermenilik için yaşadı. Özellikle de Sasunlular olsun, Daronlular olsun, Dersimliler olsun, Hemşinliler olsun, köklerini koruyup kollayanlara, hele de sonradan keşfedenlere karşı büyük bir zaafı vardı. Tatlısu Ermenileri, “bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” zihniyetiyle tavşan boku misali yaşarken, çok daha zorlu koşullarda “biz Ermeni’yiz” diyenler onun için kendinden dahi kıymetliydi. Bu bağlamda, bu akşam alacağı ödül onun için gerçekten çok kıymetli.
Babamdı, canımdı, kanımdı, en büyük kahramanımdı. Benden/bizden, yani kıymetlilerinden çok isteği yoktu. Bir tek şey isterdi, aynı şu şekilde: “beni utandırmayın, yüzümü yere çevirtmeyin.” Görüyorum ki, kendi evlatlarından ayrı tutmadığı insanlar da O’nu utandırmadı.
Երբ որ կործանուեց չքնաղ մեր Անին
Ենթարկուեցինք մենք օտարի լծին
Կորել էր հովիւը, փռուել էր հօտը
Թուրքին էր մնացել հայոց արօտը։
Արմենեան հող ա, երկիրը ծով ա
Սասուն, Մուշնն ու Վանը հայկական հող ա։
Եղիր դու ամէն տեղ, որտեղ մի հայ կայ
Գուրգուրիր դու նրան, Հայաստան թող գայ։
Արմենեան հող ա, երկիրը ծով ա
Սասուն, Մուշնն ու Վանը հայկական հող ա։
Դժուար է, դժուար, ով երկիր ձգեակ
Որ հայը մնայ օտարի լծի տակ։
Արմենեան հող ա, երկիրը ծով ա
Սասուն, Մուշնն ու Վանը հայկական հող ա։
“İstediğin kadar yokluğuma alış
Ama şarkılara yakalanmak diye bir şey de var.”
An gelir, bir şarkı çalar zamansız zamansız…
Karin Hrant’a bir 40 yazısı yazmıştı. O ağırdı. Benimkisi, benim gibi gayet hafif olacak. Artık nasıl, neresinden anlarsan anla…
Ne çok biriktirmişim seni içimde… Küçük küçük post-it’ler yapıştırmışım yüreğimin her bir milimetrekaresine. Şimdi, iki kadeh kırmızıyla kusuyor yürek hazmedemediklerini oluk oluk. Yaşanmışlıklarına güvendiklerime soruyorum, cevabını bildiğim herbir şeyi. Geçecek mi? Evet geçecek, kiminki kaldı ki, hepsi geçiyor, zaman… Ağzımıza sıçan zaman, merhemimiz olacakmış… Az konuşup çok şey anlattığın zamanlardaki gibi yapıyorum, elimi sallayıp, “boş” diyorum… Boş laf… Boş geç… Siktiret gitsin anasını satıyım…Etmesine edeceğim de, zamanlı zamansız karşıma çıkan şu işaretler de olmasa…
İnsan en çok geç kaldıklarından pişman olur; yaptıklarından duyduğu pişmanlıklar, geç kaldıklarının yanında boş gelir, unuttuklarını, yapamadıklarını düşündükçe, kesin bilgi…
Hal böyleyken, daha da geç kalmadan, üstünden 40ı aşmış bir vakit geçmiş olmasına rağmen bazı geç kalmışlıkların, teşekkürü, minneti borç bildiklerine hakettikleri saygıyı göstermek de farz olur…