12 Eylül’de 7 yaşımdaydım tam. Ailem, ‘bizi korumak için’, yani ne olduğunu anlayip da sağda solda konuşmayalım diye, yine her zamanki gibi tabulaştırıyordu olanları. 1915’te dedelerime olanları, 90 yıl sonra gazete haberlerinden, reportajlardan öğrenmeme sebep olan tabunun aynısıydı bu. Read the rest of this entry
Author Archives: Garine
Lâl Olmak Yine
Seni ararken
Kendimi kaybetmekten yoruldum
Bulduğumu zannettiğimde
Kendimden ayrı düştüm
Bu garip bir veda olacak
Çünkü aslında hep içimdesin
Ne kadar uzağa gitsem de
Gittiğim her yerde benimlesin
Söylenecek söz yok
Gidiyorum ben
Hoşçakal hoşçakal hoşçakal hoşçakal..!
Ben bir kısrak gibi
Gelmişim dünyaya
Şahlanıp koşmak içimde var
Hoşçakal…
Hrant Lusigyan
“Ne insanlar var ki yürür hayat patikalarından geçer izsiz.
Ne insanlar da vardır ki dokunsa su birikintisine bırakır bir deniz…”
İnsanligin ortak bir ayıbı mı yoksa yaşadığımız coğrafyaya has bir ayıp mı bilemedim hiç. Hep aklıma takıldı bu yüzden bu soru. Yıllardır sorar dururum, cevabını bulamam. Ve her ölümde daha acılı sorarım bu soruyu, her ani/beklenen, zamanlı/zamansız, umursanan/umursanmayan ölümde: Biz niçin ancak ölünce kıymet verebiliyoruz insan(ımız)a? Read the rest of this entry
Anahid Terziyan, Anne Yarı’m
“Ölüm hayatın en büyük gerçeği de olsa nasıl yakışmıyor dünyaya…
Geriye gerçekten yaşayabildiğin zaman dilimi içinde “nasıl” yaşadığından başka sonuç kalmıyor… ”
(İclâl Aydın)
Ölümlerle yoğrulmuş bir toplumun en açık yaralarıdır ölüm haberleri. Her ölümde eksiliriz biz. Her gidenle bir parçamız daha giderken, ölümü kabullenmeyi, büyümek, olgunlaşmak, pişmek olarak adlandırsa da lügatlar, apaçık bir eksilmedir bu. Hem de ne eksilme…
Read the rest of this entry
Gurbette Arkadaş(sız)lık ve Bir(kaç) Veda
Herkes senin nasıl göründüğünü bilir;
Ama çok az insan nasıl olduğunu hisseder.
(Machiavelli)
Merhaba Arkadaş’ım…
Nasılsın? Ben? Bıraktığın yerde ve aynı bıraktığın gibiyim… Yorgun, argın, bıkkın, üzgün, sinirli, dengesiz, rahatsız ve her zamanki gibi yalnız. Bildiğin gibi herşey, değişmedi yani. Yani, birilerinin beni anlamasını ummaktan, bu konuda çabalamaktan vazgeçtim artık. Son kalem yıkıldı çünkü, biliyorsun. En son ihtimalim, son kendimi anlatmaya çalıştığım da beni şaşırtmayarak uzaklaştı benden çünkü. Sebebi bende olabilir ama belki de bu bir işarettir. Yani bu sebep bu kadar kısa değil de daha uzun bir süre sonra ortaya çıksaydı, şu yaşadığım uzaklaşma daha da acıtacaktı canımı. Şu an yaşadığım sadece azcık kırgınlık, üstüne bir tutam hayal kırıklığı ve bolca da yalnızlık (ki bu da benim tercihim olsun müsaadenle). Şaşkınlık? Hayır yok. Şaşıramıyorum artık bu gidişlere, biliyorsun. Daha yeni yaşadım birkaçını birden, aşinayım artık benden bu gidişlere ben. Canımı daha az acıtıyor gittikçe ama yine de her gidiş bir travma sebebi bende, sebepsizce, biliyorsun. Aslında yazdıklarımın muhtemelen hepsini biliyorsun ama umrunda mı asıl ben onu bilmiyorum…
Read the rest of this entry
Sana Boncuktan Kuş Yaptım…
Neylan Yılmaz’a
Kimilerimiz için illa ki hatırlanası değildir bazı özel günler. Doğum günleri, yıldönümleri, çocuğunun-çoluğunun, anasının-danasının, eşinin-dostunun muhtelif önemli tarihleri önemsiz olabilir kimimiz için. Kimimiz ise bunları gri hücrelerinin hal ve gidişatına göre beynine, ajandasına, mailbox’una, facebook’una, ya da herhangi bir book’una kaydeder, binbir alarm kurar, yıllık repeat mode on yapar vs vs. Bırakın hangi tarihte olduğunu, sık sık hangi mevsimde bile olduğunu unutabilen gri hücre noksanı biri için ise tüm imkanları zorlama vaktidir. Yani hem alarmını kurar, hem facebook’a bakar, hem diğer application’ları kollar, elinden geleni ardına komaz unutmamak, daha doğrusu hatırladığını gösterebilmek için. Velhasıl o kadar abartır ki, taa Nisan 22’den başlar kutlama alarmları, nedendir bilinmez(!).
Karmakarışık 2
Kadının biri fransız yemek kanalında salsa paera yapıyor ilik, galeta unu ve tereyağını hararetle bulamaç haline getirip içine et suyu döküyor…
Kulağımda bir Erol Evgin yetişiyor imdadıma, “bir de bana sor” diyor, “işte öyle bir şey” diyor.. Sonra Ahmet Kaya’yla acılara tutunuyorum… Ahmet Kaya’yla… Evet…
Read the rest of this entry
Anneler Günü
Küçükken şarkılar eşliğinde kutlardık “benim annem güzel annem al beni kollarına” diye… Büyüdükçe karizmayi çizdirmemek adına çiçeklerle, janjanlı paketlerle, pahalı hediyelerle gönüllerini aldığımızı sandık. Oysa onlar için hala en kıymetli hediye, zar zor biriktirdiğimiz harçlık artıklarımızla, binbir pazarlıkla alıp, kenar köşede bulduğumuz eski hediye kağıdıyla paketleyip bıçakla kıvırcıklaştıramadığımız rafyayla bağladığımız, kıytırık, madden değersiz, manen pırlantadan da kıymetli olanlarmış.
Küçükken “hava serin ceketini al” derken ofladığımızda, birisi kalkıp, nefesi hayatımızdan noksan olduğunda, sımsıcak yaz gününde, o ceketle bile yokluğunda üşüyeceğimizi söyleseydi gülüp geçerdik herhalde.
Biz, çocuklarını kurtarabilmek için canı pahasına koruyucu kalmış bir neslin torunları; (hasta, yatalak, sakat veya sağlam) nenesini, anasını huzurevine yerleştirmek yerine, son gününe kadar onun yanında olmayı varlık amacı sayan bir neslin çocukları; özgürlüklerini ilan etmek için 18ine varmakta yarışıp, yeterince bilgisayar oyunu oynamasına izin verilmediği için annelerinden nefret ettiklerini dile getiren bir neslin analarıyız. Demem o ki, devir çok çabuk değişiyor… Çabuk unutuluyor herşey… Küçükken aynı hikayeyi onlarca kez anlattıklarında, her seferinde sabırla ilk kez dinliyormuş gibi tepki gösteren annelerine, bugün, bir şeyi iki kere söylediğinde tahammül edemeyen çocuklar büyüyorlar…
Hala yakınınızdaysa, nefesleri hayatınızdan eksik, ırak, küskün olmasın… Uzaktaysa da dert değil, ortak anılarınız için bir kadeh kaldırın, ruhlarını güldürün…
Aramızdaki ya da uzaktaki tüm anaların günü kutlu olsun…
Karmakarışık 1
Gitmek Mi Zor Kalmak Mı?
Çok çalıştım;
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı, ikisi de rezil.
Daha önce de gitmiştim;
Ama böyle kalarak değil.
(Can YÜCEL)
Her gidişte daha tükenir insan. Her gidişte daha ümitsiz, her gidişte daha bir omuzları düşük çıkar yola. Gelişin yarattığı sevinç o kadar baskındır ki, o gelişin bir gidişi olacağını ancak gidiş günü geldiğinde, kemiğe dayanan bıçak eşliğinde hissetmeye başlar. Oysa çok geçtir. Bilet kesilmişken gitmemek olmaz. Oysa ne kadar kolay olurdu gitmemek…Kalarak gitmekten çok daha kolay olurdu en azından…
Read the rest of this entry
Feraye’ye Özel Mesaj
Sevgili Feraye,
Ben yine çok uzaklardan sesleniyorum sana. Biliyorsun ki beni uzaktan sevmek aşkların en güzeli.
Söyleyeceğim iki şey var sana. İlki, ki yanındayken diyememiştim, senin şahaneden de güzel bir annen var. Azcık deli, azcık histerik ama olsun, anandır, atamazsın satamazsın; şaka bir yana da gerçekten harika bir annen var. Bakıcı ya da büyükanne kucağındaki çocuklar nedense içimi sızlatır. Hele bir de uzaktayken yakın olamayan yakın akrabaların hüznü çok işler içime. O yüzden, sen annenin elinde büyüdüğün için duble şanslısın. Harika bir annen var ve biliyorum, ilerde senin en iyi arkadaşın, dostun, sırdaşın o olacak. Demedi deme…
Bi de şu var kuzucuğum… İnsan uzaktayken en çok çocuklarini özlüyor biliyor musun? Onların sesini telefonda duyduğunda burnunun direği sızlıyor. Hatta insanın evladı, yaşı kaç olursa olsun ‘ben seni çok özledim’ dediğinde, insan olanın nefesi bile kesilebiliyor. Demem o ki Ferikızı, sen sen ol, anandan uzak düşme e mi?
Bugünluk bu kadar Ferikızı. Ananı babanı öp hasretimle. Becerebilince kendi totonu ısır cinli böcek seni…



