Yıllardır görüşmediğin eski dostunla ilk karşılaşmanda araya yıllar girmemiş gibi sarılabiliyorsan, aranıza iki günlük ayrılık girmiş dostun sandığınla da ilk karşılaşmanda aranızda buzdan dağlar olabilir. Yani, ayrılığın süresinden çok şeklinin, acının ve hüznün niceliğinden çok niteliğinin insanı yıkmasıdır bu… Buluşmaya ay, gün, saat, dakika sayarken, artık buluşamayacak olmanın üzerine eklenen saat, gün ay ve mevsimleri sayar hale gelmek… Hayata gülümsemeye çalışırken insan, sahte gülüşünün yüzden çok yürekte donakalması… Read the rest of this entry
Category Archives: Birisine Birisine
İyi Ki Doğdun Hrant…
Erguvanlarla başlamıştı bu büyük aşk bir caninin kurşunuyla yarım kaldı
Ersin KALKAN
28 Ocak 2007
Salı sabahı Halaskargazi Caddesi’nde Hrant Dink’i uğurlamak için toplanan on binler, Türkiye ve Ermenistan’ın tüm kentlerinde ekran başında toplanan milyonlar, soluğunu tutup onun konuşmasını dinledi.
Read the rest of this entry
Babalar Günü
Benim babam hepinizin babasını döver!
*
Geceleri üşüdüğümüzde üzerimize itina ile örtülen yorgan gibi, bizi herdaim ısıtan, sarılıp sarmalayan, sevgisi hep yakınımızda yamacımızda.
Bizi koruyup kollarken şu hayatta ve ötesinde, hatamız ne olursa olsun hep yanımızda olacağına güvenerek şımarıp aştığımız haddimize rağmen, O, hem en kadim dostumuz, hem kalp kırıklıklarımız ve herdaim kalp atışlarımızdır.
Güvendiğimiz, sevdiğimiz, sert, güçlü, topla tüfekle devrilmez, tanıdığımız ilk adam…
Yeryüzünde varoluş sebebimiz…
İyi ki varsınız, iyi ki babamızsınız…
Gününüz kutlu olsun… Read the rest of this entry
Anahid Terziyan, Anne Yarı’m
“Ölüm hayatın en büyük gerçeği de olsa nasıl yakışmıyor dünyaya…
Geriye gerçekten yaşayabildiğin zaman dilimi içinde “nasıl” yaşadığından başka sonuç kalmıyor… ”
(İclâl Aydın)
Ölümlerle yoğrulmuş bir toplumun en açık yaralarıdır ölüm haberleri. Her ölümde eksiliriz biz. Her gidenle bir parçamız daha giderken, ölümü kabullenmeyi, büyümek, olgunlaşmak, pişmek olarak adlandırsa da lügatlar, apaçık bir eksilmedir bu. Hem de ne eksilme…
Read the rest of this entry
Sana Boncuktan Kuş Yaptım…
Neylan Yılmaz’a
Kimilerimiz için illa ki hatırlanası değildir bazı özel günler. Doğum günleri, yıldönümleri, çocuğunun-çoluğunun, anasının-danasının, eşinin-dostunun muhtelif önemli tarihleri önemsiz olabilir kimimiz için. Kimimiz ise bunları gri hücrelerinin hal ve gidişatına göre beynine, ajandasına, mailbox’una, facebook’una, ya da herhangi bir book’una kaydeder, binbir alarm kurar, yıllık repeat mode on yapar vs vs. Bırakın hangi tarihte olduğunu, sık sık hangi mevsimde bile olduğunu unutabilen gri hücre noksanı biri için ise tüm imkanları zorlama vaktidir. Yani hem alarmını kurar, hem facebook’a bakar, hem diğer application’ları kollar, elinden geleni ardına komaz unutmamak, daha doğrusu hatırladığını gösterebilmek için. Velhasıl o kadar abartır ki, taa Nisan 22’den başlar kutlama alarmları, nedendir bilinmez(!).
Anneler Günü
Küçükken şarkılar eşliğinde kutlardık “benim annem güzel annem al beni kollarına” diye… Büyüdükçe karizmayi çizdirmemek adına çiçeklerle, janjanlı paketlerle, pahalı hediyelerle gönüllerini aldığımızı sandık. Oysa onlar için hala en kıymetli hediye, zar zor biriktirdiğimiz harçlık artıklarımızla, binbir pazarlıkla alıp, kenar köşede bulduğumuz eski hediye kağıdıyla paketleyip bıçakla kıvırcıklaştıramadığımız rafyayla bağladığımız, kıytırık, madden değersiz, manen pırlantadan da kıymetli olanlarmış.
Küçükken “hava serin ceketini al” derken ofladığımızda, birisi kalkıp, nefesi hayatımızdan noksan olduğunda, sımsıcak yaz gününde, o ceketle bile yokluğunda üşüyeceğimizi söyleseydi gülüp geçerdik herhalde.
Biz, çocuklarını kurtarabilmek için canı pahasına koruyucu kalmış bir neslin torunları; (hasta, yatalak, sakat veya sağlam) nenesini, anasını huzurevine yerleştirmek yerine, son gününe kadar onun yanında olmayı varlık amacı sayan bir neslin çocukları; özgürlüklerini ilan etmek için 18ine varmakta yarışıp, yeterince bilgisayar oyunu oynamasına izin verilmediği için annelerinden nefret ettiklerini dile getiren bir neslin analarıyız. Demem o ki, devir çok çabuk değişiyor… Çabuk unutuluyor herşey… Küçükken aynı hikayeyi onlarca kez anlattıklarında, her seferinde sabırla ilk kez dinliyormuş gibi tepki gösteren annelerine, bugün, bir şeyi iki kere söylediğinde tahammül edemeyen çocuklar büyüyorlar…
Hala yakınınızdaysa, nefesleri hayatınızdan eksik, ırak, küskün olmasın… Uzaktaysa da dert değil, ortak anılarınız için bir kadeh kaldırın, ruhlarını güldürün…
Aramızdaki ya da uzaktaki tüm anaların günü kutlu olsun…
Feraye’ye Özel Mesaj
Sevgili Feraye,
Ben yine çok uzaklardan sesleniyorum sana. Biliyorsun ki beni uzaktan sevmek aşkların en güzeli.
Söyleyeceğim iki şey var sana. İlki, ki yanındayken diyememiştim, senin şahaneden de güzel bir annen var. Azcık deli, azcık histerik ama olsun, anandır, atamazsın satamazsın; şaka bir yana da gerçekten harika bir annen var. Bakıcı ya da büyükanne kucağındaki çocuklar nedense içimi sızlatır. Hele bir de uzaktayken yakın olamayan yakın akrabaların hüznü çok işler içime. O yüzden, sen annenin elinde büyüdüğün için duble şanslısın. Harika bir annen var ve biliyorum, ilerde senin en iyi arkadaşın, dostun, sırdaşın o olacak. Demedi deme…
Bi de şu var kuzucuğum… İnsan uzaktayken en çok çocuklarini özlüyor biliyor musun? Onların sesini telefonda duyduğunda burnunun direği sızlıyor. Hatta insanın evladı, yaşı kaç olursa olsun ‘ben seni çok özledim’ dediğinde, insan olanın nefesi bile kesilebiliyor. Demem o ki Ferikızı, sen sen ol, anandan uzak düşme e mi?
Bugünluk bu kadar Ferikızı. Ananı babanı öp hasretimle. Becerebilince kendi totonu ısır cinli böcek seni…
Feraye’ye: İyi ki doğdun!
Sevgili Feraye,
Sen bu satırları okuyabilme kıvamına geldiğinde, ben, aynı şimdi olduğu gibi, çok uzaklarda olacağım. Yani demem o ki, bizim bu taraflarda bir değişiklik olmayacak.
İnsan hiç görmediği bir bebek için ‘elimde doğdu o benim’ der mi hiç? Mantığa aykırı ama diyen diyor işte. İşte sen de benim elimde doğdun. Gün gün izledim ben seni bu uzaklardan. Ay ay büyümeni, ilk agu gugu deyişlerini, o gül yüzünü aydınlatan kocaman gülümsemeni, güzel gamzelerini, kahkahalarını, çılgın annenin sana dinlettiği müziklerle coşmanı, emeklemeni, hastalıklarını, diş sancılarını, ve hatta ilk adımlarını…. Hepsinin ay ay, gün gün hatta an be an şahidiyim. Yani, yanımda olsaydın, şekilci, kuralcı zavallı insancıkların anlayabileceği manada elimde büyüseydin, belki birçok şeyini kaçırmış olacaktım. Allahtan uzaktayız… Gelişmekte olan bir kuzunun hayatına bir deli yeter de artar bile çünkü. E o kontenjanı da anan doldurduğuna göre…


