“Hrant zaten son yazılarıyla öldürüleceğini biliyordu. Bunu hissetmişti ve son yazıları hep bunun üzerineydi. Anlayamayan bizdik…” Read the rest of this entry
Ocağın Laneti


Ocağın 19u var, artık anmaya bile korktuğumuz. Andıkça acılarımız katmerleniyor sanki hafifleyeceğine. Başlarda daha kolaydı sanki, darbenin acıtıcılığını, olayın vehametini farkedememiş olmamızdan kaynaklanıyor olmalı. Yıllar geçtikçe daha da vurucu, kıyıcı, kırıcı oluyor lanet 19u kahrolası ocağın…




Ölümün Zamanlısı, Zamansızın Sıralısı
Ölümün sıralısı vardır ama zamanlısı yoktur. Her ölüm erken, her ölüm zamansızdır. En çok da sırası gelmeden, hem de zamansız gidenler özlenir.
Read the rest of this entry
The Cut Eleştirim
The Cut Eleştirisi Girizgahı
Öğretim hayatım boyunca bazı derslere karşı zaafım, bazılarına karşı da ciddi özürlerim vardı. Mesela ezbere dayalı sözel derslerde başarısızdım. İşin içine sayılar, hesaplar, yorum veya mantık girince kıvırırdım da, ezberlenmesi gereken şiir, savaş sebep/sonuçları, misal ilk türk halısındaki renkler, desenler, ay ne bileyim işte, içinde sayı geçmeyen şeylerde beceriksizdim. Bunun sonucu da netti: sınavlarda tüm bildiklerimi karıştırmak.
Amen Değ Hay Ga
Amen Değ Hay Ga (*)
Acılarla yoğrulmuş bir coğrafyada acılardan uzak yaşamaya çalışmak pek de mümkün olmuyor günümüzde. Acılarla acı çekmeden yaşamak ise bazen acıları tazelemeden olmuyor. Yüzyıl(lar) önce yaşananların, günümüzde yaşananların göstergesi olduğunu anlayabilmek için ise biraz tarih bilgisi ve bolca vicdan gerekiyor sadece. İşte bu vicdana sahip insanların bir arada olması ise insan olabilenin yüreğini hafifletiyor.
Read the rest of this entry
Özlem
Bir gülüşe koca bir anlam yüklemek…
Bir kelamdan bir roman yazmak…
Bir selamla bir günü aydınlatmak…
Bir vedayla bir günü sonlandırmak…
Bir umuda bir hayat yüklemek, yüklenen tek şey hayalken…
Hayali hayat sanmak…
Yıllar olmuş sen benden gideli sanırsın. Bir asır geçmiş sanki son muhabbetin üstünden. Daha da bir muhabbete yeltenememişim ondan sonra da zaten. Son denememdi… Denedim, yanıldım, dersimi aldım, daha da denemem.
Özlemekten Ölmek
“Unuturum diye uyudum.
Yine seninle uyandım.
Belli ki uyurken de sevmişim seni.”
(Cemal Süreyya)
Günaydın… Ne basit değil mi? Sadece günaydın. En çok özlediğim, basit, kısa bir günaydın… Hani nasılsın bile sormadan, çok şey içeren bir günaydın. O günaydında saklı nasılsın, aslında insanın “nasılsın, iyi misin?” diye sorulmasını beklediği, sorulmadığında ise “sen bir sor nasılsın diye, kötüysem bile iyi olurum” diye cevaplanan, daha doğrusu cevaplanmak istenen günadın. “Sen günaydın demeden bana, iyi geçemeyen günüm” gibi yani… “Sensiz geçen her günüm gibi” aynı…
“Unutulunca Ölürüm Yar”
“Konuşarak da anlaşamıyorduk, susarak da.
Ben yazmayı tercih ettim, o hiç okumadı.”
Bu yoğun ağır haftada, senin sayende eksikliğini daha da çok hissettiğim bu yokluk, “konuşacak bir duvarım bile olmaması” duygusu tavan yapıyor. Yanlış anlama, bu serzenişimin altında, “sen niye yoksun”dan çok sayende konuşacak herkesi hayatımdan çıkarmam yatıyor. Ki biliyorsun, bu da senin sayende oldu. Hep korktuğum “son kazığı” yedikten sonraki ruh halim bu işte. Kimseyle, duvarlarla bile konuşamıyorum.
Read the rest of this entry











![Hrant Dink Poster [edit]](https://garines.com/wp-content/uploads/2013/01/hrant-dink-poster-edit.jpg?w=652&h=380)
