Daily Archives: 11/08/2026

Bir Sofranın Hafızası: Lakerda

Standard

Bizim mutfağın en eskilerinden, en lezizlerinden, en meşakkatlilerinden biridir lakerda. Balığın seçiminden kesimine, mevsiminden tuzuna, beklemesinden sofraya gelişine kadar her aşaması ayrı zahmetlidir, her detayı ayrı özen ister. Lakerda, babamın da en severek, en özenerek ve en keyifle yaptığı şeylerden biriydi. ‘Denizden babam çıksa yerim’ sözünün bir adım sonrası, benim için ‘babam ne yapsa yerim’di; elbette babanızı yemediyseniz.

Birkaç yıl önce, çok sevdiğim, değerli bir büyüğüm, ‘Garine, babana anlattırıp kaydediyor musun her şeyi?’ diye sormuştu. O gün bu soru çok zoruma gitmişti. Sanki babam ölecek, anıları da onunla birlikte kaybolacakmış gibi… ‘Daha genç, aklı başında; istediğimizde anlatır,’ demek istedim, diyemedim. Şimdi elimde yalnızca birkaç ses kaydı ve dostlarının biriktirdiği birkaç video kaldı. O yüzden, babamın defalarca anlattığı lakerda usulünü her hatırlayışımda hem damağımda O’nun lakerdasından kalan lezzete hem de içimdeki kocaman eksikliğe başvuruyorum.

Onun lakerda tarifi zihnimde hep aynı cümlelerle kaldı: Torikten yapılmalı; kılçığın iliği süpürge çöpüyle temizlenmeli; balık, buzdolabında buzlu suda bekletilmeli ve suyu gün gün değiştirilmeli. Lakerda demek benim için bu yüzden babam demek. Sofra adabını annemden, lakerda adabını ise babamdan öğrendim. Onun sofrasında lakerda yalnızca bir meze değil, sabrın, özenin ve misafire duyulan saygının işaretiydi.

Babamı kaybettikten sonra, lakerda sofrada hep boğazıma düğümlenen bir hatıraya dönüştü. Bazen insan, en sıradan görünen şeylerde en büyük yokluğu buluyor: masatla bilenmiş bıçağın sesi, iri tuzun hışırtısı, buzdolabından çıkarılan kavanoz, ince ince kesilen bir takoz… Yediğim her lakerda onun yokluğunu hatırlattı. Ama zamanla aynı lakerdayı kurmaya çalışmak, o hatırayı yalnızca acıyla değil, emekle de taşımama vesile oldu.

Gurbette lakerda kurmak

İsviçre’nin Almanya sınırında, deniz kıyısından uzak bir yerde lakerda kurmak ayrıca bir macera. Çipura da var, somon da, ton balığı da, kılıç da; fakat lakerdaya uygun torik ya da palamut bulmak her zaman mümkün değil. Neyse ki palamut mevsiminde beni unutmayan bir Türkiş Bakkalcım var. Bu ifadeyi bilerek kullanıyorum; 1990’lara ve Mükremin Abi’ye küçük bir selam olsun. 2017’de kendine ayırdığı balıkları bile bana verince, lakerda kurma niyetim ciddileşti.

Sevgili büyüğüm Sarkis Varbed’in (Özgün), Haldun Abi’nin ve evimizin direği Boğos’un teşvikleri ve yardımlarıyla ilk denememi yaptım. Balık vardı, keskin bıçak vardı, iri tuz vardı; hatta Sarkis Usta’nın bana özel yaptırdığı, jilet gibi bir balık bıçağım bile… Ama lakerda yalnızca malzemeyle olmuyor: Sabır, dikkat ve el alışkanlığı istiyor. İlk denememde tuzu cömertçe kaçırdım; ortaya babamınki kadar zarif değil ama onunki kadar tuzlu bir lakerda çıktı. Kırmızı soğanla dengelemeyi öğrenmek de işin küçük tesellilerinden biri oldu.

Bir sonraki yıl, 43–48 santimetre arasında altı balıkla, toplam yaklaşık yedi kiloluk yeni bir denemeye girişmiştim. Yakın gözlüğünü takmadan kılçık ayıklamanın artık pek akıllıca olmadığını da o gün kabul ettim. Balığı gereğinden fazla kurutmamak, salamuraya zamanında almak, suyu ve tuzu ihmal etmemek… Lakerda, acele edenin değil, beklemeyi bilenin emeğini ödüllendiriyor.

Lakerda bir tariften çok usuldür

Lakerdaya dair öğrendiklerimin bir bölümü, Haldun Z. Tüzel’in benimle paylaştığı ve yayımlamama, her mecrada da tepe tepe kullanmama izin verdiği Bir Lakerda Hikâyesi yazısına dayanıyor. Onun anlattığı kişisel hikâyeyi burada tekrarlamıyor; yönteme dair bilgileri kendi deneyimlerimle birlikte özetliyorum. Yazının özgün metni için: Lakerda | GURBET.KUŞUNDAN.NÂMELER

Balığı seçmek ve takozu ayırmak

İş, balığın seçiminde başlıyor. Geleneksel usulde lakerdanın makbulü torikten yapılır; palamutla da yapılabilir, fakat torik eti daha sıkı, yağı daha yerleşik ve olgunlaşmaya daha elverişlidir. Karadeniz’den Boğaz’a inen, kasım ortası ile aralık ortası arasında tutulan balıklar tercih edilir. Soğuk su ve akıntıyla mücadele eden balığın eti daha diri olur. Lodos sonrasında yakalanan balıktan kaçınmak gerekir; eti gevşeyebilir, tadı da istenen dolgunluğu vermez. Balığın taze, ezilmemiş ve zedelenmemiş olması başlı başına önemlidir.

Torik, iriliğine göre farklı adlarla anılır; daha iri balıklara sivri ve pecuta denir. Lakerda için asıl mesele isimden çok, etin sıkılığı, yağının oturmuşluğu ve takoz kesmeye elverişli olmasıdır. Baş altı, karın ya da kuyruğa yakın parçalar yerine ‘bonfile’ denen orta takozlar daha çok tercih edilir. Yine de damak zevki ayrı bir konudur: Kimi yakaya yakın, daha yağlı kısmı; kimi orta takozun dengeli etini sever.

Kılçığın iki kanalı

Temizlik aşaması lakerdanın kaderini belirler. Balık, keskin bir bıçakla, mümkün olduğunca az sıkılarak ve ezilmeden kesilmeli; hırpalanan balık kararabilir, lezzet de kaybedebilir. Başın arkasından kuyruk kısmına kadar, balığın iriliğine göre üç ya da dört takoz çıkarılır. Asıl kritik nokta kılçıktır: İçinde iki ayrı kanal bulunur ve her ikisindeki kan ile iliğin tamamen temizlenmesi gerekir. Geleneksel yöntemde bunun için Edirne süpürgesinin ince çöpleri kullanılır. İş yarım bırakılırsa balıkta koku kalabilir.

Takozlar ardından buz gibi suya yatırılır; su birkaç kez değiştirilerek kanın iyice akması sağlanır. Bizim evdeki anlatıda da balığı buzdolabında, buzlu suda bekletmek ve suyunu her gün değiştirmek esastı. Süre, balığın iriliğine ve kullanılan usule göre değişse de amaç aynı: Eti gevşetmeden kanı temizlemek. Son sudan çıkan takozlar dikey biçimde süzülür, temiz bir bezle örtülür ve tuzlamadan önce üzerlerindeki nem iyice alınır.

Tuz, salamura ve beklemek

Tuzlama için iri, katkısız yemek ya da deniz tuzu kullanılır. Kavanozun tabanı tuzlanır; takozlar her yanı tuzla kaplanarak kavanoza sıkıca yerleştirilir. Aralara defne yaprağı konabilir. Kavanozu hafifçe yere vurdurmak, tuzun boşluklara yerleşmesini sağlar; üstte tahta ve ağırlık kullanmak da geleneksel yöntemlerden biridir. Balığın bıraktığı su düzenli olarak dökülür. Tuz yalnızca balığı korumaz; dokusunu sıkılaştırır ve olgunlaşmasının temelini hazırlar.

Bazı usullerde kuru tuzdan sonra salamuraya geçilir. Haldun Tüzel’in verdiği ölçü, yaklaşık iki litre suya 175 gram tuzla başlayan ve sonrasında tuzu biraz azaltılan bir salamuradır; su da belirli aralıklarla yenilenir. Benim denemelerimde palamut takozları önce dört gün buzlu suda bekledi, ardından üç gün iri tuzda dinlendi ve sonra salamuraya alındı. Ortak ilke açık: Lakerda sıcaklık değişiminden korunmalı; suyu, tuzu ve kokusu her gün gözden geçirilmelidir.

Saklamak ve sofraya getirmek

Olgunlaşma tamamlandığında takozlar salamuradan çıkarılır, tuzsuz suda kısa süre dinlendirilir, süzülür ve tek tek kurulanır. O gün yenilecekler ince dilimlenir. Kalanları ben hava almadan vakumlayıp buzluğa emanet etmeyi tercih ederim. Yağda saklamak gerektiğinde ise büyük ustam Sarkis Varbed’in uyarısıyla, tadını değiştirmemesi için aroması sıfıra yakın ve asiditesi düşük ayçiçek yağını kullanırım; aroma verici veya baharat eklemem. Serviste ise lakerda için zeytinyağı, ince doğranmış kırmızı soğan ve iyi ekmek yeterlidir. Fazla malzeme, bu zahmetli işin özünü gölgelememeli.

Bu bilgilerin hepsi, lakerdayı ‘yapılacak bir meze’den çok, zamanı ve ritmi olan bir mutfak işi olarak görmeyi öğretiyor. Mevsim, balık, kesim, kılçığın temizliği, soğuk su, tuz, bekleme ve servis… Her halka bir sonrakinin lezzetini belirliyor. Lakerdaya gösterilen özen, aslında sofraya ve sofrayı paylaşacak insanlara, yani misafirlerimize gösterilen özenden başka bir şey değil.

Benim için bu usulün en kıymetli tarafı, mutfakta tekrar tekrar kurulan bağ. Babamın anlattıklarıyla, ustalardan öğrendiklerimle ve kendi acemiliğimle aynı tahtanın başında duruyorum. Keserken bir kenara ayırdığım derilerde, kılçıklarda ve ziyan olmasın diye tadına baktığım küçücük balık parçalarında bile çocukluğumun sofralarından bir iz buluyorum. Ev sahibinin misafir için hazırlanan nimete ölçülü yaklaşması gerektiğini de o sofralardan öğrendim; lakerda yalnızca nasıl yapıldığını değil, nasıl ikram edildiğini de hatırlatıyor.

Ölüp gidenlerin, geride kalanları bir yerden görüp yaptıklarıyla gurur duyabileceklerine inanmak istiyorum. Belki en sevdiklerimiz bir masa etrafında, güle oynaya âlemlere dalmış, ara ara bize de bakıyorlardır. Eğer öyleyse —ki umarım öyledir— babamın bu kez benim kurduğum sofraya uzaktan bakıp gülümsediğini hayal ediyorum.

Efendim, çok sevgili pirimiz Takuhi Tovmasyan’a selamla, sofralarınız şen; rahmetli Krikor Kolukısa’yı anarak, dost meclisleriniz eksiksiz olsun. Lakerdanızda tat, rakınızda da gönlü ferahlatacak kadar muhabbet eksik olmasın.

 

Bu yazı 11 Ağustos 2026 tarihinde AGOS internet sitesinde yayınlanmıştır. Bir sofranın hafızası: Lakerda

 

ՍԵՂԱՆԻ ՄԸ ՅԻՇՈՂՈՒԹԻՒՆԸ՝ ԼԱՔԵՐՏԱ

Standard
ՍԵՂԱՆԻ ՄԸ ՅԻՇՈՂՈՒԹԻՒՆԸ՝ ԼԱՔԵՐՏԱ

Լաքերտան մեր խոհանոցի ամենահին, ամենահամեղ եւ ամենատաժանելի ճաշերէն մէկն է։ Ձուկի ընտրութենէն մինչեւ կտրելը, եղանակէն մինչեւ աղը, սպասելէն մինչեւ սեղան հասնիլը՝ իւրաքանչիւր փուլը առանձին տաժանք է, իւրաքանչիւր մանրամասն՝ առանձին խնամք կը պահանջէ։ Լաքերտան նաեւ հօրս ամենասիրով, ամենամեծ խնամքով եւ ամենամեծ հաճոյքով պատրաստած բաներէն մէկն էր։ «Եթէ ծովէն հայրս ալ ելլէ՝ կ’ուտեմ» խօսքին մէկ քայլ անդին, ինծի համար «հայրս ի՛նչ ալ պատրաստէ՝ կ’ուտեմ»ն էր. անշուշտ, եթէ ձեր հայրը չէք կերած։Քանի մը տարի առաջ շատ սիրած, թանկագին մեծերէս մէկը հարցուցած էր. «Կարինէ՛, հօրդ ամէն ինչ պատմել կու տա՞ս ու կը ձայնագրե՞ս»։ Այդ օրը այս հարցը շատ ծանր եկած էր ինծի։ Կարծես հայրս պիտի մեռնէր, ու յիշատակներն ալ իրեն հետ պիտի կորսուէին… Ուզեցի ըսել՝ «Դեռ երիտասարդ է, խելքը գլուխն է. երբ ուզենք՝ կը պատմէ», չկրցայ ըսել։ Հիմա ձեռքիս մնացած են միայն քանի մը ձայնագրութիւն եւ իր ընկերներուն հաւաքած քանի մը տեսերիզ։ Այդ պատճառով, ամէն անգամ երբ կը յիշեմ հօրս բազմիցս պատմած լաքերտայի եղանակը, կը դիմեմ թէ՛ քիմքիս վրայ Իր լաքերտայէն մնացած համին, թէ՛ ներսիս հսկայական պակասին։

Իր լաքերտայի բաղադրատոմսը մտքիս մէջ միշտ նոյն նախադասութիւններով մնաց. պէտք է թորիկէ պատրաստուի, փուշին ծուծը աւելի ցախիկով պէտք է մաքրուի, ձուկը սառնարանին մէջ՝ սառոյցով ջուրի մէջ պէտք է սպասէ, եւ ջուրը օրէ օր պէտք է փոխուի։ Այդ պատճառով լաքերտա ինծի համար հայր կը նշանակէ։ Սեղանի վարվելակերպը մօրմէս, իսկ լաքերտայի վարվելակերպը հօրմէս սորվեցայ։ Իր սեղանին վրայ լաքերտան միայն աղանդեր մը չէր, այլ համբերութեան, խնամքի եւ հիւրին հանդէպ տածուած յարգանքին նշանն էր։Հայրս կորսնցնելէս ետք, լաքերտան սեղանին վրայ միշտ կոկորդիս հանգոյց դարձող յիշատակի մը վերածուեցաւ։ Երբեմն մարդ ամենասովորական թուացող բաներուն մէջ կը գտնէ ամենամեծ բացակայութիւնը. սրաքարով սրուած դանակին ձայնը, խոշոր աղին շրշիւնը, սառնարանէն հանուած սափորը, բարակ-բարակ կտրուած ձուկի կտոր մը… Կերածս իւրաքանչիւր լաքերտա իր բացակայութիւնը յիշեցուց։ Բայց ժամանակի ընթացքին նոյն լաքերտան պատրաստելու փորձը պատճառ եղաւ, որ այդ յիշատակը կրեմ ոչ միայն ցաւով, այլ նաեւ աշխատանքով։

Պանդխտութեան մէջ լաքերտա պատրաստել

Զուիցերիոյ՝ Գերմանիոյ սահմանին մօտ, ծովեզերքէն հեռու վայրի մը մէջ լաքերտա պատրաստելը առանձին արկածախնդրութիւն մըն է։ Ծովաճն ալ կայ, սաղմոնն ալ, թոնոսն ալ, թրաձուկն ալ. սակայն լաքերտայի յարմար թորիկ կամ պալամութ գտնելը միշտ կարելի չէ։ Բարեբախտաբար պալամութի եղանակին զիս չմոռցող «Թիւրքիշ նպարավաճառ» մը ունիմ։ Այս արտայայտութիւնը գիտակցաբար կը գործածեմ. թող փոքրիկ ողջոյն մը ըլլայ 1990-ականներուն եւ Միւքրեմին Ապիին։ Երբ 2017-ին նոյնիսկ իրեն համար զատած ձուկերը ինծի տուաւ, լաքերտա պատրաստելու մտադրութիւնս լրջացաւ։Սիրելի մեծս Սարգիս Վարպետին (Էօզկիւն), Հալտուն Ապիին եւ մեր տան սիւն Պօղոսին քաջալերանքով ու օգնութեամբ առաջին փորձս ըրի։ Ձուկ կար, սուր դանակ կար, խոշոր աղ կար. նոյնիսկ Սարգիս Ուստային յատկապէս ինծի համար պատրաստել տուած, ածելիի պէս ձուկի դանակ մը ունէի… Բայց լաքերտան միայն նիւթերով չ’ըլլար. համբերութիւն, ուշադրութիւն եւ ձեռքի վարժութիւն կը պահանջէ։ Առաջին փորձիս աղը առատօրէն փախցուցի. հօրս պատրաստածին չափ նրբագեղ չէր, բայց անորին չափ աղի լաքերտա մը մէջտեղ եկաւ։ Կարմիր սոխով հաւասարակշռել սորվիլն ալ գործին փոքրիկ մխիթարութիւններէն մէկը եղաւ։

Յաջորդ տարի, 43–48 սանթիմեթրի միջեւ վեց ձուկով, ընդհանուր առմամբ մօտ եօթը քիլոնոց նոր փորձի մը ձեռնարկած էի։ Այդ օր նաեւ ընդունեցի, որ առանց մօտիկի ակնոցս դնելու փուշ մաքրելը այլեւս այնքան ալ խելացի գործ չէր։ Ձուկը հարկ եղածէն աւելի չչորցնել, ժամանակին աղաջուրի մէջ դնել, ջուրն ու աղը չանտեսել… Լաքերտան կը վարձատրէ ոչ թէ աճապարողին, այլ սպասել գիտցողին աշխատանքը։

Լաքերտան բաղադրատոմսէ աւելի՝ եղանակ մըն է

Լաքերտայի մասին սորվածներուս մէկ մասը կը հիմնուի Հալտուն Զ. Թիւզէլի ինծի հետ բաժնած եւ հրատարակելուս, ամէն հարթակի վրայ ալ ուզածիս չափ գործածելուս արտօնած «Լաքերտայի պատմութիւն մը» գրութեան վրայ։ Իր պատմած անձնական պատմութիւնը հոս չեմ կրկներ. եղանակին վերաբերող տեղեկութիւնները կ’ամփոփեմ իմ փորձառութիւններուս հետ միասին։ Գրութեան բնագիրին համար՝ Lakerda | GURBET.KUŞUNDAN.NÂMELER
Ձուկը ընտրել եւ կտորը զատել

Գործը կը սկսի ձուկին ընտրութենէն։ Աւանդական եղանակով լաքերտայի նախընտրելին թորիկէ կը պատրաստուի. պալամութով ալ կարելի է պատրաստել, սակայն թորիկին միսը աւելի պինդ է, իւղը՝ աւելի հաստատուած եւ հասուննալու՝ աւելի յարմար։ Կը նախընտրուին Սեւ ծովէն Վոսփոր իջնող, նոյեմբերի կէսէն մինչեւ դեկտեմբերի կէսը բռնուած ձուկերը։ Պաղ ջուրին ու հոսանքին դէմ պայքարող ձուկին միսը աւելի ամուր կ’ըլլայ։ Պէտք է խուսափիլ հարաւային քամիէն ետք բռնուած ձուկէն. միսը կրնայ թուլնալ, համն ալ ցանկացուած յագեցածութիւնը չտալ։ Ձուկին թարմ, չճզմուած եւ չվնասուած ըլլալը ինքնին կարեւոր է։

Թորիկը, իր մեծութեան համաձայն, տարբեր անուններով կը կոչուի. աւելի մեծ ձուկերուն «սիվրի» եւ «փեչութա» կ’ըսեն։ Լաքերտայի համար բուն հարցը անունէն աւելի միսին պնդութիւնը, իւղին նստած ըլլալը եւ կտորներու բաժնելու յարմարութիւնն է։ Գլուխին տակէն, փորէն կամ պոչին մօտ եղած մասերուն փոխարէն՝ աւելի շատ կը նախընտրուին «պոնֆիլէ» կոչուած միջին կտորները։ Այդուհանդերձ, քիմքի ճաշակը առանձին հարց է. ոմանք կը սիրեն օձիքին մօտ, աւելի իւղոտ մասը, ոմանք՝ միջին կտորին հաւասարակշռուած միսը։Փուշին երկու խողովակները

Մաքրութեան փուլը կը վճռէ լաքերտային ճակատագիրը։ Ձուկը պէտք է սուր դանակով, կարելի եղածին չափ քիչ սեղմելով ու առանց ճզմելու կտրել. չարչրկուած ձուկը կրնայ մգանալ, համն ալ կորսուիլ։ Գլուխին ետեւէն մինչեւ պոչի մասը, ձուկին մեծութեան համաձայն, երեք կամ չորս կտոր կը հանուի։ Բուն վճռական կէտը փուշն է. անոր մէջ երկու առանձին խողովակ կայ, եւ երկուքին մէջի արիւնն ու ծուծը պէտք է ամբողջովին մաքրուին։ Աւանդական եղանակով ասոր համար Էտիրնէի աւելին բարակ ցախիկները կը գործածուին։ Եթէ գործը կիսատ մնայ, ձուկին մէջ հոտ կրնայ մնալ։Կտորները ապա սառոյցի պէս պաղ ջուրի մէջ կը դրուին. ջուրը քանի մը անգամ փոխելով՝ կ’ապահովուի, որ արիւնը լաւ մը հոսի։ Մեր տան պատմութեան մէջ ալ էական էր ձուկը սառնարանին մէջ, սառոյցով ջուրի մէջ պահել եւ ջուրը ամէն օր փոխել։ Թէեւ տեւողութիւնը ձուկին մեծութեան եւ գործածուած եղանակին համաձայն կը փոխուի, նպատակը նոյնն է՝ միսը առանց թուլցնելու արիւնը մաքրել։ Վերջին ջուրէն հանուած կտորները ուղղահայեաց դիրքով կը քամուին, մաքուր լաթով կը ծածկուին եւ աղելէ առաջ անոնց վրայի խոնաւութիւնը լաւ մը կը վերցուի։Աղ, աղաջուր եւ սպասում

Աղելու համար խոշոր, առանց յաւելանիւթի կերակուրի կամ ծովու աղ կը գործածուի։ Սափորին յատակը կ’աղուի. կտորները ամէն կողմէ աղով ծածկելով՝ սափորին մէջ սեղմօրէն կը շարուին։ Մէջտեղները կարելի է դափնիի տերեւ դնել։ Սափորը թեթեւօրէն գետին զարնելը կ’ապահովէ, որ աղը բացութիւններուն մէջ տեղաւորուի. վրան փայտ եւ ծանրութիւն դնելն ալ աւանդական եղանակներէն մէկն է։ Ձուկին արձակած ջուրը կանոնաւորաբար կը թափուի։ Աղը միայն ձուկը չի պահպաներ. անոր հիւսուածքը կը պնդացնէ եւ հասուննալուն հիմքը կը պատրաստէ։

Կարգ մը եղանակներու մէջ չոր աղէն ետք կ’անցնին աղաջուրին։ Հալտուն Թիւզէլի տուած չափը մօտաւորապէս երկու լիթր ջուրին 175 կրամ աղով սկսող, ապա աղը քիչ մը նուազեցուող աղաջուր մըն է. ջուրն ալ որոշ ընդմիջումներով կը նորոգուի։ Իմ փորձերուս ժամանակ պալամութի կտորները նախ չորս օր սառոյցով ջուրի մէջ սպասեցին, ապա երեք օր խոշոր աղի մէջ հանգչեցան եւ յետոյ աղաջուրի մէջ դրուեցան։ Հասարակաց սկզբունքը յստակ է. լաքերտան պէտք է պաշտպանուի ջերմաստիճանի փոփոխութենէն. ջուրը, աղը եւ հոտը ամէն օր պէտք է ստուգուին։

Պահել եւ սեղան բերել

Երբ հասուննալը աւարտի, կտորները աղաջուրէն կը հանուին, կարճ ժամանակ անալի ջուրի մէջ կը հանգչեցուին, կը քամուին ու մէկիկ-մէկիկ կը չորցուին։ Այդ օրը ուտուելիքները բարակ շերտերով կը կտրուին։ Մնացածները ես կը նախընտրեմ օդ չառնելու պէս վաքում ընել եւ սառցարանին վստահիլ։ Երբ հարկ ըլլայ իւղի մէջ պահել, մեծ վարպետս Սարգիս Վարպետին զգուշացումով՝ որպէսզի համը չփոխէ, կը գործածեմ գրեթէ զերօ բոյրով եւ ցած թթուութեամբ արեւածաղիկի ձէթ. բուրումնաւէտ նիւթ կամ համեմունք չեմ աւելցներ։ Իսկ մատուցելու ժամանակ լաքերտային համար ձիթապտուղի ձէթը, բարակ ջարդուած կարմիր սոխն ու լաւ հացը բաւարար են։ Աւելորդ նիւթերը պէտք չէ ստուերեն այս տաժանելի գործին էութիւնը։Այս բոլոր տեղեկութիւնները կը սորվեցնեն լաքերտան տեսնել ոչ այնքան իբրեւ «պատրաստուելիք աղանդեր», որքան ժամանակ ու կշռոյթ ունեցող խոհանոցային գործ։ Եղանակ, ձուկ, կտրել, փուշին մաքրութիւնը, պաղ ջուր, աղ, սպասում եւ մատուցում… Իւրաքանչիւր օղակ կը սահմանէ յաջորդին համը։ Լաքերտային հանդէպ ցուցաբերուած խնամքը, ըստ էութեան, ուրիշ բան չէ, եթէ ոչ սեղանին եւ այդ սեղանը բաժնելիք մարդոց՝ այսինքն մեր հիւրերուն հանդէպ ցուցաբերուած խնամքը։

Ինծի համար այս եղանակին ամենաթանկ կողմը խոհանոցին մէջ կրկին ու կրկին հաստատուող կապն է։ Հօրս պատմածներով, վարպետներէն սորվածներովս եւ իմ անփորձութեամբս նոյն տախտակին առջեւ կը կանգնիմ։ Կտրելու ժամանակ մէկ կողմ դրած մորթերուն, փուշերուն եւ չփճանան ըսելով համտեսած ձուկի փոքրիկ կտորներուն մէջ անգամ մանկութեանս սեղաններէն հետք մը կը գտնեմ։ Այդ սեղաններէն սորվեցայ նաեւ, որ տանտէրը հիւրին համար պատրաստուած բարիքին պէտք է չափաւորութեամբ մօտենայ. լաքերտան կը յիշեցնէ ոչ միայն, թէ ինչպէ՛ս կը պատրաստուի, այլ նաեւ՝ ինչպէ՛ս կը հրամցուի։

Կ’ուզեմ հաւատալ, որ մեռնող-գացողները տեղէ մը կրնան տեսնել ետեւը մնացողները եւ հպարտանալ անոնց ըրածներով։ Թերեւս մեր ամենասիրելիները սեղանի մը շուրջ բոլորուած, խնդալով-խաղալով աշխարհներու մէջ սուզուած, մերթ ընդ մերթ մեզի ալ կը նային։ Եթէ այդպէս է —եւ կը յուսամ, որ այդպէս է— կը պատկերացնեմ, որ հայրս այս անգամ իմ պատրաստած սեղանին հեռուէն նայելով կը ժպտի։

Էֆենտիմ, մեր շատ սիրելի փիր Թագուհի Թովմասեանին ողջոյններով՝ թող ձեր սեղանները շէն ըլլան. հանգուցեալ Գրիգոր Քոլուքիսան յիշելով՝ թող ձեր բարեկամական հաւաքոյթները անպակաս ըլլան։ Թող ձեր լաքերտային համը, իսկ ձեր օղիին մէջ ալ սիրտը թեթեւցնելու չափ զրոյցը անպակաս ըլլայ։

Այս գրութեան բնօրինակը թրքերէնով ԱԿՕՍ-ի հասցէին մէջ ու հոս հրատարակուած է։ 

Այս թարգմանութիւնը արհեստական բանականութեամբ պատրաստուած է, սխալներուն համար նախապէս ներողութիւն կը խնդրեմ։

Աս խըտար:
Կարինէ Պ. Սերովբեան: